16 Mayıs 2003 ,

Yunanistan Büyükelçiliği ve Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Yunanistan Sinema Günleri 16-19 Mayıs 2003 tarihlerinde Megapol Sineması Kırmızı Salon’da gerçekleştirildi. Etkinlikte 1960 – 2002 yılları arasında çekilmiş ve hepsi uluslararası festivallerde ödüller almış altı önemli Yunan filmi gösterildi.

Ünlü Amerikalı yönetmen Jules Dassin’in 1960 yılında çektiği ve başrolde daha sonra Yunanistan Kültür Bakanı olan eşi Melina Mercouri’yi oynattığı “Pazarları Asla / Never on Sunday”, 60’lı yılların en başarılı komedilerinden biri. Yunanistan hayranı bir Amerikalı ile Pire’de haftanın altı günü fahişelik yapan, pazar günleri ise konularını anlayamamasına karşın klasik Yunan tiyatro oyunlarını izleyen bir kadının ilişkisini anlatan film, Melina Mercouri’ye Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirmişti. Klasik bir “altın kalpli fahişe” öyküsü olmasına karşın alışılmamış bir mekanda geçmesi ve Manos Hadjidakis’in Oscar kazanan müziğiyle “Pazarları Asla”, gösterime girdiğinde bir sanat filmi için beklenmedik bir ticari başarı kazanmıştı.

Genç bir İngiliz yazar gerçek kimliğini keşfetmek ve kendisini bulmak için Yunanistan’a gelir. Yunan kökenli babasından miras kalan bir linyit madenini işletmek için Girit’e gittiğinde, madende çalışmak isteyen bir köylü ile tanışır. Bu tuhaf ikili, eski bir kabare dansçısı ve geçmişte orada yaşayan dört amiralin sevgilisi olan düşkün Fransız fahişe Kedrova’nın işlettiği otele yerleşirler. Köylü bir taraftan kadına kur yaparken, diğer taraftan, yazarı da köyün erkekleri tarafından arzu edilen güzel bir dula ilgi göstermesi konusunda cesaretlendirir. Kazancakis’in ünlü romanı “Zorba”yı 1964 yılında senaryosunu da yazarak sinemaya uyarlayan Michael Cacoyannis, romanın özüne sadık kalarak ve o dönem için çok farklı bir sinema dili geliştirerek 1960’ların en önemli filmlerinden birine imza attı. Bir sinema klasiği kabul edilen “Zorba”, iyimser bir yaşam felsefesini ortaya koymaktadır. Anthony Quinn’in kariyerindeki en iyi oyununu çıkardığı film, birçok uluslararası ödülün yanı sıra En İyi Yardımcı Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Sanat Yönetmeni dallarında Oscar almıştı.

2. Dünya Savaşı sona erince Yunanistan’da kanlı bir iç savaş başladı. Amerika tarafından desteklenen muhafazakar hükümetler, solcuları yok etmek için yoğun bir çaba harcadılar. Pantelis Voulgaris “Taş Yıllar”da sosyalist olduğu için sürekli hapiste yatan ve sürgün edilen, 14 yıllık birliktelikleri süresince yalnızca 70 saat bir arada olabilen ve bu birlikteliğe bir de çocuk sığdıran bir çiftin gerçek öyküsünü anlatıyor. Sinemanın yalnızca bir eğlence değil, aynı zamanda çok etkileyici, bir döneme tanıklık eden ve bir ulusun kimliğini eksiksiz anlatabilen bir sanat dalı olduğunu ortaya çıkaran “Taş Yıllar”, gösterime girdiğinde “üzerinde Yılmaz Güney’in etkisi hissedilen bir film” olarak nitelendirilmişti. Filmin başrol oyuncusu Themis Bazaka, Venedik Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülmüş, film, Selanik Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini almıştı.

Usta yönetmen Theo Angelopoulos’un 1998’de çektiği “Sonsuzluk ve Bir Gün” Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü ve Kiliseler Birliği Ödülü’nü, Sao Paolo’da İzleyici Ödülü’nü ve Selanik’te de En İyi Film Ödülü’nü almıştı. Selanik’te yağmurlu bir günde yazar Alexander yaşamı boyunca oturduğu deniz kenarındaki evini terk etmek için hazırlanır. Ertesi gün, hastaneye yatacaktır ve oradan sağ çıkamayacağını bilmektedir. Yıllar önce ölen karısının yazdığı mektupları bulur ve birden geçmişe geri döner. Karısının onu ne kadar çok sevdiğinin ancak kendisinin bu sevgiyi önemsemediğinin farkına varır. Yazma tutkusunun ağır basması nedeniyle hiçbir zaman yaşayamadığı, artık geçmişte kalmış mutluluk anlarını sürekli düşünmeye başlar. Bir Arnavut çocukla karşılaşması Alexander’a bu kaybedilmiş mutlulukları yeniden yaşama olanağını verir. Alexander çocuğu Arnavutluk’ta yaşayan büyükannesinin yanına götürmeye karar verir ve böylece yazar ile çocuk arasında dokunaklı bir ilişkinin oluşacağı, gizemli bir yolculuk başlar. Anılar belirginleştikçe Alexander’ın geçmişi ve şimdi yaşadıkları birbiriyle bütünleşir ve yazarın yaşamındaki gerçekler ortaya çıkar.

“Kardan Gelenler”, 1914’te Yunanistan ile Arnavutluk arasındaki sınır yeniden belirlendiğinde Arnavutluk’ta kalan ve resmen Yunan vatandaşı kabul edilmedikleri için 1990 yılına kadar özgürce yaşayamayan Yunanlıların öyküsünü anlatıyor. 1990’da Arnavutluk’taki komünist rejim yıkılırken rüyalarının ülkesine doğru yola çıkan Yunanlı azınlığa mensup iki genç adam ve bir çocuk önce Korfu’ya daha sonra da Atina’ya gelirler. Ancak zorlu geçen bu yolculuk sırasında anavatanlarıyla ilgili hayalleri yavaş yavaş yok olur ve kendi ülkelerinde de kabul görmediklerini fark ederler. Arnavutluk’ta “Yunanlı”, Yunanistan’da ise “Arnavut” olarak adlandırılan bu insanların dramı aslında Yunanistan’ın güncel sorunlarının bir betimlemesidir. Sotiris Goritsas’ın filmi, Selanik Film Festivali’nde Büyük Ödül de dahil olmak üzere beş ödül, Troya Film Festivali’nde En İyi Yönetmen, Amiens de de En İyi Film Ödülleri’ni almıştı.

22. İstanbul Film Festivali’nin programında da yer alan “Zor Vedalar : Babam”, Yunanistan’da 2002 yılının en iyi filmi olarak kabul ediliyor. Locarno Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu, Selanik’te de FIPRESCI ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülleri’ni alan film, 10 yaşında bir çocuğun babasının ölümünü kabul edememesi ve bu felakete kendi hayal dünyasını kullanarak karşı koymasını anlatıyor.