SinemaTek Gösterimler

sinema_tek copy

Ankara Sinema Derneği 1999 – 2000 yıllarında dünya sineması klasiklerini SinemaTek Gösterim başlığı altında her hafta sinemaseverlerle buluşturdu.

Ağustos 1999

DAVID, 4 Ağustos 1999

DAVID

Almanya, 1978-79, 35mm, 125′, renkli

Yönetmen: Peter Lilienthal
Senaryo: Jurek Becker, Ulla Zieman, Peter Lilienthal (Joel König’in romanından)
Görüntü: Al Ruban
Oyuncular: Mario Fischl, Eva Mattes, Walter Taub
Ödüller: Altın Ayı Berlin

David, bir Yahudi ailesinin 1932-43 yılları arasında geçen öyküsünü anlatır. Bir hahamın oğlu olan David, ailesinin yok oluşuna tanık olduktan sonra yıllarca sahte kimlikle Nazi Almanyası’nda yaşamak zorunda kalır.

Peter Lilienthal, David’i çekmek için 1978 yılına kadar beklemek zorunda kaldı. II. Dünya savaşında Yahudilerin başına gelenler aradan geçen 30 yıla karşın bir tabuydu. Almanya, savaşın yıkıntılarını ortadan kaldırabilmek için yoğun bir yeniden yapılanmaya girdi ve 1950’lerde ekonomik mucizesini gerçekleştirdi. Hitler ve Nazi dönemi hakkında konuşulmuyor, Yahudilerin yok edilmesi ise Alman halkı tarafından ünlü “Bundan haberimiz yoktu” cümlesiyle göz ardı ediliyordu.

Birkaç film dışında Alman sineması, Nazi dönemiyle hiç ilgilenmedi. 1978 sonunda Amerikan dizisi Holocaust’un televizyonda gösterilmesiyle bu konu yeniden tartışılmaya başlandı.

David, Almanya’da Yahudi soykırımı üzerine yapılmış ve Alman kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmiş ilk filmdir.

Lilienthal’in özgünlüğe verdiği önem bu filmde de ortaya çıkar. Filmdeki birçok oyuncu bir anlamda kendi geçmişlerini oynamaktadır. David’i oynayan Mario Fischl’ın babasının Auschwitz toplama kampında hayatını kaybetmiş olması buna en iyi örnektir.

ÜLKEYE HUZUR HAKİM, 18 Ağustos 1999

ÜLKEYE HUZUR HAKİM / ES HERRSCHT RUHE IM LAND

Almanya, 1975, 35mm, 104′, renkli

Yönetmen: Peter Lilienthal
Senaryo: Peter Lilienthal, Antonio Skarmeta
Görüntü: Robby Müller
Oyuncular: Charles Vanel, Mario Pardo, Eduardo Duran, Portekiz Ordusu 5. Tümeni
Ödüller: En İyi Film Alman Film Ödülleri, Alman Film Eleştirmenleri Ödülü

Ülkeye Huzur Hakim, Şili’de askeri cuntanın, Allende’nin demokratik güçlerini bir darbeyle devirmesini anlatır ve Lilienthal’in ünlü Şilili yazar Antonio Skarmeta ile Güney Amerika sorunu üzerine çektiği ikinci filmidir.

Lilienthal bu filminde, Şilili askerleri canlandırmaları için Portekiz’deki diktatörlüğün demokratik bir devrimle yıkılmasında önemli rolü olan Portekiz Ordusu’nun 5. Tümeni’ni seçmiştir. Bu, Lilienthal’in filmlerindeki olumsuz karakterlere getirdiği değişik çözümlerden biridir. Yönetmen Ayaklanma adlı filminde de Sandinist Kurtuluş Cephesi üyelerine Somoza askerlerini oynatmıştır.

Filmin adı Ülkeye Huzur Hakim, baskı ile ülkedeki politik gücü ele geçiren askerlerin radyoda yaptıkları anonstan alınmıştır.

Film, terör sahneleri göstermeksizin, baskı altında yaşamak zorunda kalan sıradan insanların ruhsal durumlarını, günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukları etkileyici ama dingin bir anlatımla verir. Bu özelliğiyle Costa Gavras’ın benzer temalı filmleri Kayıp ve Z – Ölümsüz’den daha gerçekçi olduğu eleştirmenlerce dile getirilmiştir.

SAMURAY, 25 Ağustos 1999

SAMURAY / LE SAMURAI

Fransa-İtalya, 1967, 16mm, 95′, Renkli

Yönetmen: Jean-Pierre Meliville
Senaryo: Jean-Pierre Meliville, Georges Pellegrin
Görüntü: Henri Decaë
Oyuncular: Alain Delon, François Périer, Nathalie Delon, Cathy Rosier

Melville, 1960’ların trajik gangster ağıtı Samuray ile bir kült yönetmen olarak alkışlanıyor, 1940’ların kara filmlerine getirdiği yenilikçi yorum nedeniyle el üstünde tutuluyordu.

Kiralık katil Castello, kafesteki kuşuyla paylaştığı küçük dairesinde son hazırlıklarını yapar. Pardösüsünü giyip aynada kendisine duygusuzca bakar. Her şey kurallara göre yapılmaktadır. Silahını ateşlemeden önce beyaz eldivenlerini giymesi bile bu kuralların bir parçasıdır. Castello’nun arkadaşı yoktur. O sadece kendini kiralayanları ve kurbanlarını tanır.

Melville’in az diyaloglu başyapıtı, gerçekte yalnızlığın, iletişimsizliğin ve yabancılaşmanın filmidir. Castello’nun evinde kuş beslemesinin nedeni aslında yalnızlığı değildir. Castello kuşun ötüşünden evde beklenmedik bir misafir olduğunu anlayabilmektedir.

Melville’in, kahramanının yanında yer almak, onu savunmak gibi bir sorunu yoktur. Castello kendi kurallarına göre yaşayan, kaderi de kurallarca çizilmiş bir karakterdir. Melville, Samuray ile klasik trajedilere yaklaşan bir gangster filmi yapmayı başarmıştır.

“Ancak ormanda dolaşan kaplanın yalnızlığını bir Samuray’ın yalnızlığına eşdeğer olabilir” cümlesi filmin ana temasıdır. Castello hem işini kurallara göre yapan Samuray, hem de büyük şehir ormanında hayatta kalmaya çalışan kaplandır.

HERKES KENDİ KEDİSİNİ ARAR, 11 Ağustos 1999

HERKES KENDİ KEDİSİNİ ARAR / CHACUN CHERCHE SON CHAT

Fransa, 1995, 35mm, 90′, renkli

Yönetmen-Senaryo: Cédric Klapish
Görüntü: Benoit Delhomme
Oyuncular: Garance Clavel, Zinedine Soualem, Oliver Py
Ödüller: Fipresci Ödülü Berlin – Umut Veren Kadın Oyuncu Cesar

Klapish, Paris’te “kedisini” arayan Chloé aracılığıyla genç yaşlı tüm yalnızların yaşamına mizah merceğinden bakıyor.

Birbirinden ilginç yan kişiliklerle renklenmiş bir olay örgüsüne sahip bu film, kadın-erkek ve eşcinseller arasındaki birçok bildik soruna hüzünden arındırılmış bir açıdan bakıyor. “İmaj”ın nasıl kişiliğin üzerine çıktığı… İnsanların göründüklerinden farklı olmak bir yana, kendilerini olduklarından farklı sunmaları… Kısa süreli cinsel dostlukların, kalıcı aşk ilişkilerinin yerini alması… Erkeklerin kadınları hala şişme bebeklerin canlı olanları şeklinde algılaması… Birlikte yaşamanın güçlükleri…

Ama hüzün yok bu öyküde. Sonunda herkes kendi kendisini bulabilir! Hem de en ummadığı yerde.

Mart 2000

PARA, 7 Mart 2000

PARA / L’ARGENT

İsviçre-Fransa, 1983, 84′, Renkli

Yönetmen-Senaryo: Robert Bresson
Görüntü: Emmanuel Machuel, Pasqualino de Santis
Oyuncular: Christian Patey, Sylvie van den Elsen, Michel Briguet
Ödüller: En İyi Yönetmen Cannes, Amerika Film Eleştirmenleri Ödülü

İki lise öğrencisi Paris’te bir fotoğrafçı dükkanına 500 franklık sahte bir banknot verirler. Dükkandakiler de bu parayı genç tanker şoförü Yvon’a vererek kurtulmayı denerler. Para Yvon’un üzerinde yakalanınca dükkanın sahibi ve çalışanları kendilerini kurtarmak için yalan söylerler ve bu nedenle işten atılan Yvon’un tüm yaşamı alt üst olur…

Çağımızın en radikal sinemacılarından biri olan ve elli yılda yalnızca on dört film çeken Bresson’un son filmi Para, yönetmenin, para tutkusu ve tanrının bile suskun kaldığı, tüm değerlerini yitirmiş bir dünyanın çöküşünü konu alıyor. Bu özellikleriyle Para, Bergman’ın Sessizlik (1963) ve Welles’in Dava (1962) filmleriyle bir bütünlük oluşturuyor; bu üç film de yaşadığımız dünyanın umutsuzluğunu, değer yargılarının anlamsızlığını ele alırken, tanrının affediciliğini reddedip günahların kabullenilmesini ön plana çıkararak sinema tarihine geçmiştir. Bresson’un dünyasında suçsuzlar aniden suçlu duruma gelebilir ve para tanrısına kurban edilebilirler.

Eleştirmenler, yönetmenler ve festival programcıları arasındaki oylamada seksenli yılların en iyi filmi olarak değerlendirilen Para, ilk gösteriminin yapıldığı Cannes’da eleştirmenler tarafından “Festivalin en yaşlı yönetmeni Festivalin en genç filmini yapmış” şeklinde yorumlanmıştı.

ÖLÜM ASANSÖRÜ, 14 Mart 2000

ÖLÜM ASANSÖRÜ / L’ASCENSEUR POUR L’ECHAFAUD

Fransa, 1957, 88′, Siyah/Beyaz

Yönetmen: Louis Malle
Senaryo: Roger Nimier, Louis Malle (Noel Calef’in romanından)
Görüntü: Henri Decae
Oyuncular: Jeanne Moreau, Maurice Ronet, Lino Ventura, Georges Paujouly

“Sesini duymasaydım yalnızlığımın içinde kaybolup gidecektim”. Eski Lejyoner Julien, sevgilisi Florence’a telefonda böyle der. Sinemada varoluşçuluğun moda olduğu bir dönemdeyiz. Filmin anti-kahramanı, Florence’ın sevgisiyle yaşama bağlanabilmek umudundadır ve bu sevgiyi sürdürebilmek için Florence’ın kocasını öldürmek zorundadır.

Louis Malle, ilk filmi Ölüm Asansörü’nü yönettiğinde 24 yaşındaydı. Robert Bresson’un görüntülerinden, Amerikan kara filmlerinden ve Hitchcock gerilimlerinden etkilenmişti.

Film, gece Paris caddelerinde sevgilisini arayan Florence’ın görüntüleri, Miles Davis’in yaptığı doğaçlama müzik, Julien’in içinde mahsur kaldığı asansörün yarattığı klostrofobi ile geleneksel Fransız polisiye filmlerine farklı bir estetik anlayışla yaklaşmakta ve birçok yönden Fransız Yeni Dalgası’nın dışında kalmaktadır. Filmin bir başka özelliği de öldürülen silah tüccarı kocanın hükümetle ilişkileri ve rüşvet almaya alışık polisleri anlatarak ortaya koyduğu toplumsal eleştiridir.

ARZUNUN O BELİRSİZ NESNESİ, 21 Mart 2000

ARZUNUN O BELİRSİZ NESNESİ / CET OBSCUR OBJET DU DESIR

Fransa-İspanya, 1977, 103′, Renkli

Yönetmen: Luis Bunuel
Senaryo: Luis Bunuel, Jean-Claude Carrière (Pierre Louys’un La femme et le Pantin adlı romanından)
Görüntü: Edmond Richard
Oyuncular: Fernando Rey, Carole Bouquet, Angela Molina, Julien Bertheau, André Weber

Zengin bir işadamı hizmetçisine aşık olur, ancak kadının bir yandan onunla yatmayı reddederken öte yandan da adamın umutlarını canlı tutması adamı çılgına çevirir. Adam kadını elde edebilmek için elinden geleni yapar.

Bunuel’in “Bir kadının bedenine sahip olmanın olanaksızlığı yanında, dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, hepimizin tanık olduğu saldırganlık ve güvensizlik dolu bir ortamı da yansıtmaya çalıştım” dediği bu yapıtı, aynı zamanda en eğlenceli filmidir.

Pierre Louys’un romanı daha önce birçok kez filme çekilmiş, 1935’de Marlene Dietrich, 1958’de Brigitte Bardot başrolde oynamıştı. Bunuel gerçeküstü mantığıyla Conchita rolünü iki kadına birden oynattı. Başta yadırganan bu çift oyuncu kullanımı daha sonra şaşırtıcı derecede doğallaşmakta ve aynı kadının, adamın göremediği iki değişik yönünü yansıtmaktadır. Adamın tutkusu aynı zamanda burjuvazinin her şeyin satın alınabileceği yanılgısının bir simgesidir. Bunuel’in son filmi egemen sınıfların altına zekice yerleştirilmiş bir bombadır.

YASAK OYUNLAR, 21 Mart 2000

YASAK OYUNLAR / JEUX INTERDITS

Fransa, 1952, 102′, Siyah/Beyaz

Yönetmen: René Clement
Senaryo: Jean Aurenche, Pierre Bost
Görüntü: Robert Juillard
Oyuncular: Brigitte Fossey, Georges Poujouly, Laurence Badie
Ödüller: En İyi Yabancı Film Oscar, En İyi Film Venedik, Büyük Ödül Cannes, New York Film Eleştirmenleri Ödülü

Fransa 1940. On bir yaşındaki köylü çocuğu Michel, anne ve babasını bir hava saldırısında kaybeden beş yaşındaki Paulette’i eve getirir. Kısa sürede arkadaş olan iki çocuk kilise mezarlığından çaldıkları çelenk ve haçlarla, hayvanlar için bir mezarlık yapmaya başlarlar… Çocuklar yaşadıkları dünyanın korkunçluğunu ürkütücü bir oyuna dönüştürerek kendi masum yaşamları içinde eritmektedir.

Yasak Oyunlar, Yeni Dalga öncesi Fransız sinemasının en önemli filmlerinden biridir. Clement, yalın anlatımı ve kimsesiz çocuklar kampında keşfedilmiş genç Poujouly’den ve daha sonra yetişkin olarak sinemaya tekrar dönen Fossey’den elde ettiği mükemmel doğallıktaki oyunculuk ile savaşın çocuklar üzerindeki etkisini anlatan çarpıcı bir belge ortaya çıkarmıştır. Filmde, Nazi uçakları tarafından makineliyle taranan mültecileri gösteren ilk sahne ve yerlerinden edilmiş insan kalabalığı içindeki küçük kızı görüntüleyen final çekimi savaşın korkunçluğunu yansıtmadaki başarılarıyla sinema tarihine geçmiş iki ünlü sahnedir.

Nisan 2000

ALTIN BAŞLIK, 4 Nisan 2000

ALTIN BAŞLIK / CASQUE D’OR

Fransa, 1952, 96′, Siyah/Beyaz

Yönetmen: Jacques Becker
Senaryo: Jacques Becker, Jacques Companeez
Görüntü: Robert Le Fèbvre
Oyuncular: Simone Signoret, Serge Reggiani, Claude Dauphin, Raymond Bussières
Ödüller: En İyi Yabancı Kadın Oyuncu İngiliz Film ve Televizyon Akademisi Ödülleri

Becker’in bu filminde, yanında sekiz yıl yönetmen yardımcısı olarak çalıştığı Jean Renoir’ın etkisi belirgin olarak görülür. Geçen yüzyıl sonunda Paris’te geçen aşk ve arkadaşlık öyküsü, içerdiği insancıllık, çevre ve dönemi ayrıntılarla anlatmada gösterdiği başarı ile sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Film, Becker’in dönemin mahkeme kayıtlarından bulduğu gerçek bir öyküye dayanır. Ancak Becker, “tarihi bir gangster filmi” yerine “belle epoque” hakkında, insanların olaylardan daha önemli olduğu ve iyimserliğin ön plana çıktığı olağandışı bir film gerçekleştirmiştir.

Filmin en büyük kozu, ana karakterler Marie ve Manda arasındaki aşkı beyazperdeye yansıtmadaki başarısıdır. Sarı saçları nedeniyle Altın Başlık diye anılan Marie rolünde, Simon Signoret meslek yaşamının en alımlı ve çekici oyununu çıkartmıştır.

“Karakterler benim için öyküden daha önemlidir” diyen Becker, sonuçta aşkın ölümün bile üstesinden gelebileceğini vurgulamaktadır. Altın Başlık, Becker’in ne yazık ki çok kısa süren meslek yaşamının tartışmasız başyapıtıdır.

PARİS EĞLENİYOR, 11 Nisan 2000

PARİS EĞLENİYOR / FRENCH CANCAN

Fransa, 1955, 105′, Renkli

Yönetmen: Jean Renoir
Senaryo: Jean Renoir, André-Paul Antoine
Görüntü: Michel Kelber
Oyuncular: Jean Gabin, Maria Felix, Françoise Arnoul, Michel Piccoli

On beş yıllık bir aradan sonra Fransa’ya dönüp, “müziği, renkleri ve coşkusuyla 1890’lar Parisi’nin yıldızlarla dolu bir rüyası” olarak nitelenen Paris Eğleniyor’u çeken Renoir, bu filmiyle 1930’larda üç filminde rol alan seçkin oyuncusu Jean Gabin ile yeniden çalışma olanağı buldu. Moulin Rouge’un kuruluş dönemini anlatan filmde Jean Gabin, sıradan kadınlardan ünlü dansçılar yaratma ve aynı zamanda onları baştan çıkartma yeteneğiyle tanınan müzikhol yöneticisi Danglard rolüyle meslek yaşamının unutulmaz performanslarından birini ortaya koydu.

Renoir, Paris Eğleniyor’da daha önce yalnızca babası Auguste Renoir ve Toulouse Lautrec’in resimlerinden tanınan bir dönemi izleyicilerin yeniden yaşamasını sağladı. Film ayrıca gösteri dünyasına bir saygı duruşu niteliğindeydi ve yönetmenin renkleri kullanmadaki üstün yeteneğini gözler önüne seriyordu.

Film, perde arkasında geçen olayların anlatıldığı bir müzikal olmakla beraber, insanlar arası ilişkileri canlandırmadaki ustalığı ve sinema tarihinde çekilmiş en güzel dans sahneleri olarak değerlendirilen, kankan dansının doruğa çıktığı finali ile klasik Amerikan müzikallerinden ayrılıyordu.

PETER VE PAVLA, 18 Nisan 2000

PETER VE PAVLA / CERNI PETR

Çek Cumhuriyeti, 1964, 85′, Siyah/Beyaz

Yönetmen: Milos Forman
Senaryo: Milos Forman, Ivan Passer, Jaroslav Papousek
Görüntü: Miroslav Ondricek
Oyuncular: Ladislav Jakim, Pavla Martinkova, Jan Ostrcil, Bdzena Matuskova
Ödül: En İyi Film Locarno

Tutucu babasıyla sorunları olan genç Peter bir mağazada iş bulur. Görevi hırsızlıkları engellemektir. İşini sevmese bile başka seçeneği yoktur. Bu arada başına buyruk bir kız olan Pavla ile tanışır.

Milos Forman’ın amatör oyuncular kullanarak, doğaçlama diyaloglarla ve kamerayı sokağa taşıyarak gerçekleştirdiği film, keskin gözlemlere dayanması, sevecenliği ve içerdiği mizah ile Çek sinemasına yeni bir canlılık getirdi. Forman kısa bir öyküyü derin felsefik içeriği olan bir yapıta dönüştürmeyi ustaca başardı. Senaryoya uygun oyuncular bulmak yerine, senaryoyu elindeki oyunculara göre değiştirdi. Sonuçta oyuncular kendilerini oynayarak filmin bir parçası haline geldiler ve ortaya çok gerçekçi bir film çıktı: 16 yaşında, yaşıtlarından farklı bir genç hayata atılır. Ancak hiçbir zaman bir entelektüel olamayacak, dünyayı tam olarak algılayamayacaktır. Annesinin kanatları altında, her zaman ona yardımcı olamayan sevgilisi ve aileden gelen sıradanlıkların desteğiyle belki de mesleğinde yükselecek ve arzu ettiği saygınlığa erişecektir. Ancak yeni yaşamında ona ilk öğretilen şudur: “Gözlerini insanlardan ayırma. Tabii ki onlara güveniyoruz. Ama nasıl emin olabiliriz ki? Hepsi şöyle ya da böyle şüpheli. Herkes eğer gözlemlendiğini fark ederse hırsızlık yapabilir”.

KAPRİSLİ YAZ, 25 Nisan 2000

KAPRİSLİ YAZ / ROZMARNE LETO

Çek Cumhuriyeti, 1968, 75′, Renkli

Yönetmen: Jiri Menzel
Senaryo: Jiri Menzel, Vaclav Nyult (Vladislav Vancura’nın romanından)
Görüntü: Jaromir Sofr
Oyuncular: Rudolf Hrusinski, Mila Mislikova, Vlastimil Brodski, Frantisek Rehak, Jiri Menzel
Ödüller: Büyük Ödül Karlovy Vary

Menzel ikinci filmini Aslan Asker Schweik ile beraber Çek güldürü yazınının iki başyapıtından biri kabul edilen, Vladislav Vancura’nın Kaprisli Yaz romanından uyarladı. Orta yaşlı bir papaz, bir emekli asker ve bir kaplıca yöneticisi olan üç arkadaş, yazın son günlerinde en çok sevdikleri konular olan felsefe, strateji ve kadınlar üzerine gevezelik ederek vakit geçirmektedir. Sanki başka bir gezegenden gelmiş gibi gözüken bir karavan aniden köye gelir ve bir ip cambazı köyün meydanında gösterilerine başlar. Gösteriler cambazın güzel karısının ortaya çıkmasıyla renklenir. Üç arkadaş, kadını gördükleri anda, unuttukları ya da kaybettikleri duygularını, yaşanmamış gençliklerini anımsarlar. Umutları yeniden canlanır. Bu sonbahar çılgınlığı karavan köyden ayrılana dek sürecektir.

Film dingin akışı, neredeyse hiçbir önemli olaya dayanmayan senaryosu ve kullanılan pastel renkler ile konunun geçtiği ortam ve zamanı çok iyi betimlemektedir. Menzel ayrıca birçok komik olayı senaryoya ekleyerek filmi zenginleştirmeyi başardı. Sonuçta eğlenceli, duygu yüklü ve Menzel’in ustalığına yakışan bir kara mizah ortaya çıktı. Menzel’in bu filmdeki rolü için ipte yürümeyi öğrendiğini de belirtelim.

Mayıs 2000

KÜÇÜK PAPATYALAR, 2 Mayıs 2000

KÜÇÜK PAPATYALAR / SEDMIKRASKY

Çek Cumhuriyeti, 1966, 76′, siyah beyaz, renkli

Yönetmen: Vera Chytilová
Senaryo: Vera Chytilová, Ester Krumbachová
Görüntü: Jaroslav Kucera
Oyuncular: Jitka Cerhová, Ivana Karbanová, Julius Albert, Jan Klusak

Çekoslovakya’nın ilk feminist sinemacısı Vera Chytilová “Çek Yeni Dalgası” yönetmenleri arasında en yaratıcı ve radikal olanıdır. Rusların Çekoslovakya’yı işgalinden sonra 1969-75 yılları arasında film yapması yasaklanan Chytilová ancak Çek cumhurbaşkanına yazdığı mektuptan sonra yeniden çalışma izni alabilmişti.

Çekoslovakya’da 1960’lı yıllarda çekilmiş en anarşik ve cesur film kabul edilen Küçük Papatyalar, yaşadıkları tüketim toplumuna duydukları tepki nedeniyle önlerine gelen her şeyi yıkmaktan ve bozmaktan zevk alan iki genç kızın öyküsünü anlatır. İkisinin adı da Mary olan kızlar yaşlı adamlara oyunlar oynayarak eğlenmekte, işsiz ve amaçsız olarak etrafta dolaşmaktadırlar.

Çılgın bir güldürü niteliğindeki bu özgün ve avangard film ayrıca belirgin anti-militarist öğeler içermektedir.

“Çek Yeni Dalgası”nın en önemli filmlerinden biri olan Küçük Papatyalar resmi makamları şoke etmiş ve ilk gösterimi bir yıl ertelenmişti. Film gösterime çıktığında hem ülkesinde hem de dünyada büyük bir coşkuyla karşılandı.

ŞU ÇILGIN SİNEMACILAR, 9 Mayıs 2000

ŞU ÇILGIN SİNEMACILAR / BAJECNI MUZI S KLIKOU

Çek Cumhuriyeti, 1978, 88′, renkli

Yönetmen: Jiri Menzel
Senaryo: Jiri Menzel, Oldrich Vlcek
Görüntü: Jaromir Sofr
Oyuncular: Rudolf Hrusinsky, Vlasta Fabiánová, Blazena Holisová, Jiri Menzel

“Şenliğin son sürprizi Jiri Menzel’in Şu Çılgın Sinemacılar’ı oldu. Çek sinema ustasının son birkaç yıl içinde kendine haklı bir ün sağlayan filmi şenliğe ve sinema bölümünün yönlendirici ilkesine son denli uygun düşen bir yapıttı: Yüzyıl başında Prag’da sinema sanatının ilk örneklerini gösterme, sürekli film gösteren ilk salonları açma, giderek ilk Çek filmlerini çekme savaşımı veren bir avuç insanın öyküsü denli, sinema sanatı üzerine insanı düşünmeye çağıran başka film olabilir miydi? Jiri Menzel, bize bir zamanlar Sinematek’te izlediğimiz Bir Sarışının Aşkları’nı, Loş Işıklandırma’yı, Koşun İtfayeciler’i, Çek sinemasının parlak döneminin en güzel örneklerini, Ana Caddedeki Dükkan’ı anımsatan bir tonu yeniden yakalamıştı: özenli bir gözlemcilikle çok ince bir mizahı birleştiren bir anlatımdı bu. Öykünün tüm incelikleri belirgin hale getirilmiş, buna karşılık bir Amerikan filminin kolayca kaba güldürü haline getireceği birçok şeyi dozunda bırakılmıştı”.

Atilla Dorsay (Yönetmenler, Filmler, Ülkeler 2, 1982)

YAŞASIN ÖZGÜRLÜK, 16 Mayıs 2000

YAŞASIN ÖZGÜRLÜK / A NOUS LA LIBERTE

Fransa, 1931, 104′, siyah beyaz

Yönetmen-Senaryo: René Clair
Görüntü: Georges Perinal
Oyuncular: Rolla France, Germaine Aussey, Raymond Cordy, Henri Marchand, Paul Olivier

Gerçek mutluluğun özgürlük olduğuna inanan Emile ve Louis tutuldukları hapishaneden kaçmayı denerler. Emile yakalanırken bir bisikletle kaçmayı başaran Louise, şansının da yardımıyla sokak satıcılığından fabrikatörlüğe kadar yükselir. Cezasını çeken Emile’in yolu da daha sonra fabrikaya düşecektir.

Yaşasın Özgürlük ile Chaplin’in üç yıl sonra çektiği Modern Zamanlar arasında birçok benzerlik bulunmaktadır. Bu nedenle filmin yapımcısı olan Tobis firması Chaplin’i mahkemeye vermek istemiş ancak René Clair Büyük Chaplin’in filminden esinlenmiş olmasının kendisi için bir onur olduğunu söyleyerek bu girişimi engellemiştir. Senaryo olmaksızın oyuncuların doğaçlamasıyla çekilen filmde endüstri toplumunun ruhsuzluk ve monotonluğuna karşı bir yaşam sevinci olarak ortaya çıkan müzik önemli bir rol oynamaktadır. Clair’in anarşizme saygı duruşu niteliğindeki komedisi, hapishanedeki koşullar ve fabrikadaki çalışma düzeni arasındaki benzerliklerin altını çizmekte ve keskin bir toplumsal eleştiri içermektedir. Filmdeki komedi unsurlarının eleştiri dozunu azaltması beklenirken yönetmen bunun tam tersini başarmış ve bu başarısı bazı gazetelerce komünistlikle suçlanmasına yol açmıştır.

YAĞAN TAŞLAR, 23 Mayıs 2000

YAĞAN TAŞLAR / RAINING STONES

İngiltere, 1993, 92′, renkli

Yönetmen: Ken Loach
Senaryo: Jim Allen
Görüntü: Barry Ackroyd
Oyuncular: Bruce Jones, Julie Brown, Ricky Tomlinson
Ödüller: Jüri Özel Ödülü Cannes

Manchester’ın varoşlarında yaşayan Bob Williams bir süredir işsizdir. Ancak Bob ayakta kalmasını bilen bir kişidir. Bulduğu her fırsatı değerlendirerek para kazanmaya çalışır. Ailesini doyurabilmek için koyun çalmaktan lağım temizlemeye kadar elinden gelen her şeyi yapar.

İngiltere’nin kuzeyinde çekilen Yağan Taşlar esinini gerçek yaşamdan almıştır. Senaryo birkaç yıl boyunca orada yaşayan ve bu toplumla iletişimini hala sürdürmekte olan senarist Jim Allen tarafından kaleme alınmıştır.

Ken Loach “Jim’in senaryosunda ilgimi en çok çeken yaratılan karakterlerin gücü ve derinliğiydi” diyor. “Bu insanlar inanılmaz bir dayanma gücüne ve canlılığa sahipler. Dünya paramparça olurken öz saygıyı yitirmemek önemlidir. Telefon kesilmiş, mutfak dolabı bomboş olabilir. Ama eğer şerefini koruyabilirsen her şey yitirilmiş sayılmaz. Zorunlu kaldıkları takdirde saygıdeğer kişiler de suç işleyebilirler”.

1936 doğumlu Ken Loach “özgür sinema” akımı doğrultusunda 60’lı yıllardan bu yana İngiltere’nin en radikal ve taviz vermeyen yönetmenlerinden biri olarak ünlendi. Eğlenceli ve aynı zamanda çok duyusal bir anlatıma sahip bir traji-komedi olan Yağan Taşlar, yönetmenin karakterlerine duyduğu sevginin de ön plana çıktığı gerçekçi ve etkileyici bir başyapıt.

NOEL BABA’NIN CİNAYETİ, 30 Mayıs 2000

NOEL BABA’NIN CİNAYETİ / L’ASSASINAT DU PERE NOEL

Fransa, 1941, 105’, siyah beyaz

Yönetmen: Christian Jacque
Senaryo: Charles Spaak (Pierre Véry’nin romanından)
Görüntü: Armand Thirard
Oyuncular: Harry Baur, Raymond Rouleau, Robert le Vigan

Bir dağ köyünde Noel zamanı. Rahip Cornusse boyadığı dünya haritalarıyla çocukları kendine hayran bırakmakta, her yıl Noel Baba kostümüyle onlara hediyeler vermektedir. Bilinmeyen kişiler rahibe saldırırlar. Köy halkı Noel baba kostümü giymiş bir ceset bulur. Ama ceset rahibe ait değildir.

Karla kaplı köye ulaşılamaması nedeniyle polisin soruşturması bir sonuca ulaşamaz. Dış dünyayla ilişkileri kesilmiş olan köylüler olayı kendileri çözümlemeye çalışırlar. Gündelik yaşamdaki gizemi daha kolay algılayabilen çocuklar, kimsenin bilmediği sırların farkına varırlar.

Noel Baba’nın katili Pierre Véry’nin bir romanından sinemaya uyarlandı. Yazar “gizemin şiirselliği”ni kullanmadaki başarısıyla tanınmaktaydı. Film 1941’de dedektif komedileri türünde yeni bir sayfa açtı ve yeni dalga öncesi Fransız sinemasının nitelikli örnekleri arasında yer aldı.

Şifremi bul

Kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. Şifre oluşturmak için e-posta yoluyla size bir link gönderilecek.

14 − five =