Yol

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

1982 Cannes Film Festivali’nde; Giorgio Strehler (Başkan), Gabriel Garcia Marquez, Ger­aldine Chaplin, Sven Nykvist, Sidney Lumet, Mrinal Sen gibi isimlerden oluşan büyük jüri tarafından verilen festivalin en büyük ödülü Altın Palmiye’yi Kayıp (Missing) ile paylaşan Yol, Türkiye’ye sinema tarihinin en önemli ödüllerinden birini kazandırırken; zor bir dönemde ve zor koşullarda gerçekleştirilen çekim süreci ve Yılmaz Güney ile Şerif Gören arasındaki yönetmenlik tartışmasıyla da sinema tarihinde özel bir yer edinmiştir. Film bugün hala -sinema tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir biçimde-birçok kaynakta Şerif Gören adı kullanılmadan, bir Yılmaz Güney filmi olarak yer almaktadır. Ne yazık ki birçok sinema yazarı da iki yönetmenin sinemasal tarzları arasındaki farkları dikkate almadan ve Yılmaz Güney’in film çekim sürecinde en azından fiziksel olarak yönetmenlik yapamayacak durumda oluşunu göz önünde tutmadan filme ilişkin “yanlı” değerlendirmelerde bulunmayı sürdürmektedir. Senaryosu Yılmaz Güney tarafından cezaevinde yazılmış olan Yol’u Şerif Gören’den önce, Erden Kıral Bayram adıyla çekmeye başlamıştır. Yarı açık cezaevinden bayram iznine çıkan on bir mahkumun öyküsünü çapraz kurguyla anlatacak olan film, kalabalık bir oyuncu kadrosuna ve büyük bir bütçeye sahip olarak tasarlanmıştır. Erden Kıral, Cunda Adası’nda on yedi günlük bir sürede otuz üç kutu film çektikten sonra çekimler Yılmaz Güney’in isteğiyle durdurulmuş ve film daha sonra Zeki Ökten ve Şerif Gören’e teklif edilmiştir. Ökten teklifi kabul etmemiş, Gören ise pek çok filmde birlikte çalıştığı Yılmaz Güney’in önerisine hayır diyemeyerek filmi yönetmeyi kabul etmiştir. Erden Kıral tarafından çekilen filmin neden durdurulduğu ise hep tartışmalı bir konu olarak kalmıştır. Bayram filmi durdurulduktan sonra Şerif Gören filmi Yol adıyla ve yeni bir ekiple çekmeye başlamış ve filmde altı değil beş mahkumun uzun öyküsü yer almıştır. Mahkumlardan birinin öyküsü hapishaneden çıktıktan sonra konyak içip sarhoş olması nedeniyle daha filmin başında, henüz yolculuk başlamadan sona ermiştir. Filmdeki bu küçük öykü sayılmazsa, filmin esas olarak hapishaneden çıkan beş mahkumun; Seyit Ali Fırat’ın (Tarık Akan), Mehmet Salih’in (Halil Ergün), Yusuf’un (Tuncay Akça), Mevlüt’ün (Hikmet Çelik) ve Ömer’in (Nizamettin Çobanoğlu) öyküleri üzerinden geliştiği söylenebilir. Gören’in çekmeye başladığı filmde, Kıral’ın filmlerinden farklı olarak Tarık Akan dışındaki tüm oyuncular değişmiştir. Film tamamlandıktan sonra, çekilen filmler yurtdışına çıkarılarak başında Yılmaz Güney’in bulunduğu bir ekip tarafından kurgulanmıştır. Yol filmindeki öyküler şu şekilde akmaktadır: Çeşitli suçlardan hapiste yakmakta olan beş arkadaş, iyi halleri göz önüne alınarak, kaldıkları İmralı Yarı Açık Cezaevi’nden bir haftalık bayram iznine çıkarılmışlardır. Mahkumlardan Seyit Ali (Tarık Akan) karısının kendisine ihanet ettiğini öğrenmiş ve “töre gereği” namusunu “temizlemek” için köyüne doğru yola çıkmıştır. Köyüne ulaştığında karısının sekiz aydır bir ahıra kapatıldığını gören Seyit Ali, karısını öldüremeyeceğini anlayınca, yolda kendiliğinden donarak ölmesini umarak onu soğuk ve karlı bir havada yolculuğa çıkarır. Dondurucu soğuğa dayanamayan karısı Zine’nin yalvarışlarına daha fazla kayıtsız kalamayan Seyit Ali, karısına yardım etmek istese de bunu başaramayacaktır. Geçmişte birlikte yaptıkları bir soygunda kayınbiraderini yaralı bırakıp kaçtığı için eşinin ailesi tarafından asla affedilmeyen Mehmet Salih (Halil Ergün) karısını büyük bir tutkuyla sevmektedir. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen kocasıyla birlikte olmayı seçen karısı ise trende Mehmet Salih’le birlikte öldürülür. İznini nişanlısı ile baş başa geçirmeyi planlayan Mevlüt (Hikmet Çelik) kızın ailesinin yoğun baskısı ve denetimi altında bu isteğini bir türlü gerçekleştiremez. Yusuf (Tuncay Akça) kavuşmayı hayal ettiği karısına izin kağıdını kaybettiği için kavuşamaz ve yolculuğu henüz yolun başında sona erer. Ömer (Necmettin Çobanoğlu) ise hapishaneden zaten “geri dönmeme” kararıyla izne çıkmıştır. Kaçakçılıkla geçinmek zorunda olan köyüne döndüğünde, mayına basıp ölen ağabeyinin karısıyla töre gereği evlenmek zorunda kalan ve ağabeyinin ölüsüne bile sahip çıkamayan Ömer için artık yeni yaşam alanı dağlardır.Bu beş öykünün birbirine dramatik çapraz kurguyla bağlandığı film, cezaevinde ya da dışarıda olmanın mahkum olmayı engellemediği fikrinden hareket etmektedir. Törelerin baskısı, ekonomik ve sosyal koşulların ortaya çıkardığı çaresizlikler ve yaşamın acımasızlığı bazen dış dünyayı gerçek hapishaneden daha beter bir hapishaneye çevirebilir. Bu anlamda da özgürlük ve tutsaklık sadece mekansal değil tarihsel, toplumsal ve psikolojik belirlenimlerle de anlam kazanan “göreli” olgular olarak ortaya çıkar. Özellikle filmin çekildiği koşullar düşünülecek olursa, yani; 12 Eylül’ün hemen ertesinde bütünüyle tutsak edilmiş bir ülkede, filmin her anında hissedilen askeri yönetimin varlığından kaynaklanan yoğun ve karanlık bir atmosferde, tutsaklık için özel duvarlara pek de ihtiyaç kalmadığı görülmektedir. Toplumun duvarlar içinde ya da dışında tutsak oluşunu belirleyen asıl unsur “özgürlüğe duyulan inancın yitirilmesi ve özgürlük fikrinin değersizleştirilmesidir”. Herkesin kaybettiği filmde “en çok kaybedenlerin” ezeli ve ebediymiş gibi duran tutsaklıkları içinde resmedilen kadınlar olması da bu nedenle anlamlıdır. Film, epik anlatımına karşın günlük hayatla olan bağlarını da korumuş, ne salt doğalcılığa düşmüş, ne de siyasal sinemanın slogan düzeyinde kalan retoğini benimsemiştir. Yönetmen olarak Şerif Gören, senaryo yazarı olarak da Yılmaz Güney sinemasının doruk noktası sayılabilecek olan Yol, gerek kullandığı sinema dili gerekse de anlatı yapısı açısından Şerif Gören’in sinema serüveninde ustalığa giden yolda katettiği önemli bir adım olarak kabul edilmelidir. Şerif Gören sinemasının pek çok tematik göreneğinin izini de taşıyan Yol, toplumsal olanın belirleyiciliği noktasında, Türkiye sinemasında çok fazla cesaret edilemeyen bir üslupla konusunu ele alıp işlemektedir. Tarihsel ve toplumsal bir temelde gelişen ve toplumsal değişmenin kaçınılmazlığını vurgulayan film, değişime olan bu inancını zaman zaman “militan” bir üslupla dile getirmekten de kaçınmamaktadır. Bu üslup filmin hem görsel tarzında, hem de tematik düzenlenişinde belirleyici rol oynamaktadır. Ali Karadoğan

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Türkiye 
114'
1982

Yönetmen
Şerif Gören

Senaryo
Yılmaz Güney

Görüntü
Erdoğan Engin

Kurgu
Elisabeth Waelchli
Yılmaz Güney

Yapım
Cactus Film

Oyuncular
Engin Çelik
Enver Güney
Erdoğan Seren
Hale Akınlı
Halil Ergün
Hikmet Çelik
Hikmet Taşdemir
Meral Orhonsay
Necmettin Çobanoğlu
Osman Bardakçı
Semra Uçar
Şerif Sezer
Sevda Aktolga
Tarık Akan
Tuncay Akça
Turgut Savaş

Müzik
Kendal (Zülfü Livaneli)
Sebastian Argol

Ödüller
Altın Palmiye
FIBRESCI Ödülü
Kiliseler Birliği Ödülü Cannes En İyi Yabancı Film Fransız Film Eleştirmenleri Sendikası
Yılın En İyi Yabancı Filmi Londra Eleştirmenler Birliği Sinema Ödülleri

Festivaller
13. Gezici Festival
9. Gezici Festival
EN İYİ ON TÜRK FİLMİ