Wilkolu Kızlar

Panny z Wilka

arsvFilm_XYPPeRZsyzcYwTQBVQvPSRUPWStQzfLG.jpg
Konu

Biraz daha farklı bir Wajda? Belki biraz daha hafif? Ama ciddi düşünceden ya da kavramlardan uzak olma anlamında hafif değil. İkisinin de eksikliğini çekmiyor. Gene de bu film, çağdaş sinemanın en büyük ustalarından Andrzej Wajda’dan görsel olarak daha farklı bir şölen. Wilkolu Kızlar’ı Uluslararası İstanbul Film Festivalinde izledim. Aradan yıllar geçti ama sanki geçen hafta görmüş kadar açıklıkla gözümün önüne getirebildiğim bölümler var. Ev, bahçe, sonra o İngiliz, hatta İskandinav ışığı. Mekan Polonya’nın ortalarındaki Wilko, kırda bir ev. Zaman ise 1920’lerin sonu, ya da 1930’lu yıllar. Wiktor Ruben için burası, mutlu hatıraları çağrıştıran, gençliğinin tatillerini geçirdiği yer. Şimdi, uzun süre uzak kaldıktan sonra, o ruh halinin hiç değilse bir kısmını yakalamak, kaygısız dostlukları, serazat aşkı bir nebze de olsa yeniden yaşamak umuduyla geri dönüyor. Wilko’daki ev, beş kızı olan bir ailenin evi, filme adını veren kızlar. Wiktor’un hepsiyle farklı farklı ilişkileri olmuş. Ne var ki yıllar ve savaş Wiktor’u değiştirmiş, onu yorgun, yenilmiş bir adam yapmıştır, acılaştırmıştır, üstelik de sevdiği bir dostunu yitirmiştir. Ona en yakın olanı, Fela ölmüştür. En büyükleri olan Kazia hala iyi kalpli ve sempatiktir, ama artık her şeyden elini eteğini çekmiş gibidir. Julia’nın onu sevmeyen, soğuk bir kocası vardır, Yola da geçmişin tatsız hatıralarını unutmaya çalışır. Wiktor’un o görkemli günlere ilişkin hatıralarıyla arasında bir bağ kurabildiği tek kız, Wilko’ya ilk gelişinde henüz bir çocuk olan en küçükleri Tunia’dır. Belki de gerçekten daha hafif, olumlu anlamda daha küçük bir Wajda bu. Kaçırılmış şanslar ve aşklar, yitirilmiş masumiyet ve umarsız geri dönüş çabaları üzerine. Görsel ve duygusal yanıyla farklı bir Wajda, hem hüzünlendiren hem de akıl çelen bir ağıt. Sevin Okyay