Villa Paranoya

Villa Paranoia

arsvFilm_nVzFITajbWSVKCWIYTVRUvWTAMSrGXSP.jpg
Konu

İşsiz aktrist Anna, yolda yürürken köprüden aşağıdaki suya atlar. Suyun yüzeyine çıktığında kendisini izleyen meraklı kalabalığın onu alkışlayacağını düşünür, oysa kimse onunla ilgilenmez bile. Para kazanmak için istemediği bir reklam filminde oynamak zorunda kalan Anna’ya, reklamını yaptığı Jorgen Tavukçuluk’un sahibi tarafından bir teklif getirilir. Karısının ölümünden sonra gittikçe sessizliğe gömülen ve bir bitkiden farkı olmayan ihtiyar babası Walentin’e bakacaktır. Kalacak bir yere ve paraya ihtiyacı olan Anna, istemeye istemeye kabul ettiği bu iş için Cennet Villası’nda çalışmaya başlar. Walentin’in huysuzlukları ile başa çıkmaya çalışırken, yaşlı adamın aslında konuşabildiğini, yürüyebildiğini farkeden Anna, böylece, ailenin geçmişini araştırmaya başlar. Jorgen ise, çiftlikte yaşamakta ve kendine bir eş aramaktadır. İnsanlarla iletişim kurmada çektiği güçlüğü aşmak için köylülere yönelik kurslara gider. Danimarka’daki çiftçilerin yaşadığı ‘iletişimsizlik’ sorununu gidermeye yönelik bu kurslarda gülmeyi ve kadınlara karşı nasıl davranması gerektiğini öğrenen Jorgen, bunu çevresindeki kadınlara uygulamaya başlar. Babasıyla arasındaki soğukluk ise Anna’nın çabalarına rağmen aşılmaz. Başkalarına uyguladığı şiddet nedeniyle kamu hizmeti cezasına çarptırılan Kenneth de, Anna’nın, yaşlı adamın geçmişini çözmeye çalışmasına yardımcı olur. Film, bir yandan Danimarkalıların yaşadığı iletişimsizliği anlatırken, diğer yandan toplumun bu yapısının aileye yansımasını konu ediniyor; dışarıdan cennet gibi görünen bir toplumun paranoyalarını anlatıyor. Bunu yaparken de izleyiciyi sık sık güldürmeyi başarıyor. Anna’nın sahneye bir türlü çıkamayıp, rollerini gerçek yaşama uyarlaması, Jorgen’in kadınları tavlama çabaları ya da tavuklarıyla kurduğu iletişim ve filmin Moliere’in “Hastalık Hastası” oyunuyla örtüşen finali, Villa Paranoya’yı daha da çekici kılıyor.