Uzak

Distant

arsvFilm_VbUXlYnMYDFWTwXWcrvxmPWTxQzWPsQU.jpg
Konu

Nuri Bilge Ceylan, Kasaba’yla başlayıp Mayıs Sıkıntısı’yla sürdürdüğü “pastoral senfoni”yi, bu kez koskoca bir kentin, İstanbul’un karmaşa ve gürültüsüyle birleştiriyor. Cemal Süreya’nın, “şelaleye düşmüş, zeytinin dalı” dediği türden bir durum söz konusu… Kabına sığmayan genç adam, ilk iki filmde tanık olduğumuz üniversite sınavı başarısızlığı, işsizlik derdi ve İstanbul düşlerinden sonra, macerasına, yıllar önce İstanbul’a gelip “tutunmayı” başarmış ve eskisinden çok farklı sıkıntılar “kazanmış” olan entelektüel akrabasının evinde, biraz da “davetsiz misafir” olarak devam ediyor. Amacı, gemilerde iş bulup yabancı ülkelere, uzaklara gidebilmek. Küçük apartman dairesindeki, İstanbul sokaklarındaki, gemici kahvelerindeki vb. ilişkileri etkileyici bir gerçeklik içinde aktaran Uzak, seyircinin, her iki ana karakterde de kendisinden çok şeyler bulabileceği, kendisini önce birinin, sonra diğerinin yerine koyabileceği, kusursuz bir film. Videoda, Tarkovski filmiyle perdelenmiş porno seyretmek ya da ev sahibine çaktırmadan memlekete telefon etmek gibi çok hoş dokunuşlarla örülen; küçük fareyi yakalama uğraşı türünden ayrıntıların enfes vurgularla işlendiği, “yaşanmış” bir film Uzak. Nuri Bilge Ceylan, kendi anılarından, hepimizin yaşadıklarından süzdüğü görüntü ve olaylarla; kırda, kasabada, büyük kentte değil, uzayda geçen bir öykü de anlatsa, aynı insan gerçekliğini yakalayabileceğini kanıtlıyor baştan sona. Şöyle de söylenebilir; bu kadar “mesafeli” görünüşüne karşın, bu kadar sıcak ve bu kadar durgun görünüşüne karşın bu denli heyecan verici bir film, az bulunur! Senaryosuyla, diyaloglarıyla, oyunculuklarıyla, görüntü çalışmasıyla, Türk sinemasına çok şey katan Uzak’ın, en “kötü” ve acı veren tarafı ise geçen yıl bir trafik kazasında ölen başrol oyuncusu Mehmet Emin Toprak’ın “son filmi” olması… Tunca Aslan