Umuda Yolculuk

Reise der Hoffnung

arsvFilm_zYgXTfgWTpXPNmoSRsWsNbSYcUnWuBxP.jpg
Konu

Az gelişmişliğin yoksullukla kuşatılmış tutsaklığını bir çeşit yazgı olarak kabullenen kırsal kesim insanının karşısına bir umut olarak çıkan dış ülkelere göç edebilmenin dayanılmaz ve karşı konulmaz düşleri; yakın tarihimizin yalnızca sosyo – ekonomik haritasında değil, onun da ötesinde insanlık onurunun hiçe sayılıp, dışa pazarlanan bir köle gibi sunulduğu acımasız bir ticaret kulvarında da incelenmelidir. Kendi dilinden ve yöresinden gayrı her bir şeye yabancı olan insanların, Anadolu’nun gereğince gelişme ve yaşama olanağı bulamayan küçük ama sevimli köylerinden Avrupa’nın içlerine dek sürecek ve her bir serüvene açık yolculuğunda, kazançlarını masum ve çaresiz insanların tüketecekleri umuda endekslemiş onlarca acımasız insan suretinin de bir resmî geçitini izleriz bu filmde. Köydeki aracılar, umut satıcıları, onların Avrupa’nın çeşitli kentlerinde mesken tutmuş uzantıları, yasadışı göçmenlere karşı donanımlı gümrük kapıları, gereğinden fazla sert yasalar, kendisinden gayrısına ırkçı yaklaşımlar, yanı başlarındaki insanlık trajedisine umarsızca yaklaşan bir coğrafyanın bir başka insanları vs… Maraş’ın bir köyünden, İsviçre Alplerine dek uzanan uzun, yorucu, korkutucu ve zahmetli bir yolculuğun karşımıza çıkardığı insanlık trajedisinin başoyuncuları gibidir. Bunun içindir ki; Alplerin onca soğuğunda küçük oğlu Mehmet Ali’yi yitirdiğini öğrenen Meryem’in, eşi Haydar’ın omzuna yaslanarak içleri parçalayan o unutulmaz çığlığı, ne; tüketim toplumunun rehavetini ve kendisine sağladığı ayrıcalığı, dışarıdaki beyaz ölümü panoromik bir tablo misali gören sıcak su havuzundaki insanların, ne de; yaşamlarını, bir başka, çaresiz ve kıstırılmış insanların umutsuzluğa giden yolculuklarına bilet keserek sürdüren ve çoğu kendi yurttaşları olan insanların kulaklarına pek ulaşmaz. Umuda Yolculuk; çaresizlik, kıstırılmışlık ve yoksulluk içindeki insanların, acımasızlıklarla örülmüş Labyrinhos’a (Avrupa’nın her hangi bir ülkesine) Ariadne’nin (yasaların) uzattığı ipliği tutmadan girip Minotauros’a (insan ticareti yapanlara) yem olmalarının çağdaş ve ne acıdır ki günümüzde de sıkça rastlanan örnekleriyle hiçbir zaman bitecekmiş gibi görünmeyen bir versiyonu gibidir. Burçak Evren