Üçüncü Adam

Third Man, The

arsvFilm_QwpIZWxkUgVaupQKIZUqemSwQpeaMTVQ.jpg
Konu

İtalya’da 30 yıllık Borgia iktidarında savaş, terör, cinayet ve kan gölü vardı. Ama bu arada Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Rönesansı yarattılar. 500 yıllık demokrasi ve barış ülkesi ısviçre’den ise bize ne kaldı? Guguklu saat! Bu ünlü cümleleri bizzat kaleme alan Orson Welles, canlandırdığı karakterin yaşam duruşunu çok iyi tanımlarken kara film türünün en hatırlanası figürünü yaratıyordu. Üçüncü Adam yalnızca kara filmin önemli bir örneği değil kuşkusuz. Graham Greene’in romanından beyazperdeye uyarlanan film, oyunculuk, olaylar örgüsü, müzik ve görüntüleriyle bir başyapıt. Üçüncü Adam’ı bir sinema klasiği yapan özellikler ise detaylarda gizli. 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında İngiliz, Amerikan, Rus ve Fransız birliklerinin kontrolü altındaki Viyana’yı mekan tutan film, bu tarihi kaos ortamında izleyiciyi polisiye bir öykünün peşinde koşturarak türün bildik klişelerine saplanmadan aşk, ihanet, dostluk ve ahlaki değerleri sorguluyor. ıngiliz yönetmen Carol Reed, görüntü yönetmeni Robert Krasker’in usta işi siyah beyaz görüntüleriyle savaş sonrasının bombardımanlardan tahrip olmuş Viyana’sına dekordan daha fazla anlam yüklüyor ve karanlık sokaklarıyla kenti adeta dördüncü bir karakter olarak kullanıyor. Başarılı bir melodram örneği Casablanca’nın aksine Üçüncü Adam’da kimse masum değil ve idealize edilen bir zafer umudu yok. Her şey Soğuk Savaş paranoyasının bir yansıması adeta. Anton Karas’ın müzikleri eşliğinde kanalizasyondaki ünlü kovalamaca sahnesi bir yana yüzündeki benzersiz gülümsemeyle karanlık kapı aralığına sızan bir demet ışık altında filme “giriş” yapan Orson Welles’in bölümleri sinema tarihine geçen sahneler olarak hatırlanacak. Filmi başyapıt yapan tüm öğeleri bir orkestra şefi gibi ustalıkla kullanan yönetmen Carol Reed’in yapımcıya ve yazar Greene’e karşı çıkarak kesintisiz tek plandan oluşturduğu final ise takdire şayan. Esin Küçüktepepınar