Tutunamayanlar

Voksne Mennesker

arsvFilm_WPXTAYVXRKQplHWGVyyPzqZkqdVMzCIr.jpg
Konu

İlk filmi Buzdan Hayaller ile şehirden uzak, buzlarla kaplı bir dünyanın kasvetini, Kaurismaki ve Jarmusch’u andıran minimalist bir dille aktaran Dagur Kári, Tutunamayanlar’da sinemasal dünyasını şehre taşıyor. Fakat bu keskin mekan değişikliğine rağmen, Buzdan Hayaller’i özel kılan ‘yalnızlık’ duygusu Tutunamayanlar’ın dünyasına da hakim. Kasabada sıkıntıdan bunalan, büyük şehri arzulayan insanların yerini, şehirde kendine yer bulamayan, dışarıda kalan insanların yalnızlığı alıyor. Buzların yerini ise siyah-beyaz görüntülerle daha da yeknesaklaşan beton binalar… Dagur Kári, Tutunamayanlar’da gündelik hayatın detayları üzerinden ilerleyen episodik bir yapı tercih etse de, Buzdan Hayaller’in ‘hüzünlü neşesi’ bu filmde de yerli yerinde. Afiş tasarımından jenerikte kullanılan yazı karakterlerine, Slowblow’un müziklerinden insanların kıyafetlerine ve ana karakterlerimizin arabalarına kadar 70’lerin özgürlükçü ruhunu çağıran film, günümüz gençliğinin iç sıkıntılarına dair söz söylerken, bir yandan da eğlenceli olmayı başarıyor. Dagur Kári’nin gündelik hayatın ayrıntılarını yakalamaktaki ustalığı, bağımsız Amerikan romantik komedilerini hatırlatan yumuşak ve sakin bir sinema diliyle buluşunca ortaya oldukça kuvvetli bir şehir portresi çıkıyor. Aile ve iş sahibi olmuş bir babanın yabancılaşma krizini, aylaklığı seçen Daniel’in öyküsü ile paralel işleyen Kári, filmini de tipik bir ‘kendini iyi hisset’ komedisinden daha ciddi bir noktaya taşıyor. Tüm bunlar aslında Dagur Kári’nin filmdeki tek derdinin şu soruyu dile getirmek olduğunu gösteriyor: Böyle bir dünyada çocuk doğurmak anlamlı mıdır? 68 kuşağının hayal ettiğine benzer bir hayat biçiminin günümüzde mümkün olup olmadığına dair sorularla karşılaşacağınız Tutunamayanlar, ‘aylak adam’ların ve ‘tutunamayanlar’ın mutlaka izlemesi gereken bir film.