Toni Erdmann

Toni Erdmann

toni erdmann-min (1754 x 948)
Konu

Toni Erdmann için “yılın sinema olayı” desek yerdir. İlk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerin hemen hemen hepsinden tam not aldı. Öyle ki, 4 üzerinden 3.7 ile sektör dergisi Screen’in tarihinde yıldız tablosunda en yüksek not toplayan film oldu. Ancak bu eleştirel ilgiye karşın, George Miller başkanlığındaki Cannes jürisinin filme yüz vermeyişini komedi filmleri konusundaki önyargı ile açıklayabiliriz belki de. Yine de Toni Erdmann’ı tek başına komedi olarak tanımlamak yetersiz olur. Kimilerine göre “kaybeden” olarak nitelendirebilecek Winfried (Peter Simonischek) ile kızı Ines (Sandra Hüller) arasındaki ilişkiye odaklanan film, aynı zamanda çarpıcı bir dönem portresi çiziyor. Eşinden ayrılmış olan Winfried yaşlı köpeğiyle birlikte yaşamakta ve bir okulda çocuklara müzik dersi vermektedir. Gününü yakın çevresindekilere küçük muziplikler yaparak geçirir. Bükreş’te bir danışmanlık şirketinde çalışan kızı Ines’le ise aralarında bir mesafe vardır. Winfried, köpeğinin ölümünün ardından kızını ziyaret etmek üzere Bükreş’e gitmeye karar verir. Başlangıçta yalnızca haftasonu için planlanan ancak uzayan bu ziyaret, ister istemez baba-kız için bir çatışma ve sorgulamaya dönüşecektir. Zira, tedbil-i kıyafet olmadık ortamlara dalan ve yalanlar söyleyen Winfried, bu steril görünümlü iş dünyası için fazlasıyla aykırı bir figürdür.

Sinema tarihinin belki de en komik çıplak sahnelerinden birine de sahip olan Toni Erdmann, iki saat 40 dakikalık süresini, duygusal boşalım anlarını yerli yerine oturtmamız için başarıyla kullanıyor. Seyirciyi huzursuz eden dramı, absürt durumlardan doğan “slapstick” tarzı mizahla harmanlıyor. Bu sayede, kederden doğan güldürü bizi her seferinde şaşırtmayı başarıyor. Baba ile kızı arasındaki gerilimli ve kırılgan ilişkiye odaklanan Toni Erdmann, aynı zamanda neoliberal dünyanın ahlak ve adab-ı muaşeret anlayışını sorguluyor. Gözümüze sokmadan, kolaycılığa sapmadan iş dünyasının “kazananları” ile dışarıda kalanlar arasında incelikli bir karşılaştırma yapıyor. İnsana dair hiçbir şeyin bize yabancı olmadığını hatırlatarak…

Ahmet Gürata