Sıradan Bir İşkence

Question Ordinaire, La

Konu

Yerleşik iktidarın uyguladığı şiddetin, kendi varlık sebebine yabancılaşacak kadar amaçsız ve sınırsız bir görünüme bürünüp yoldan çıktığı, kurbanların yazgısal bir suçlulukla sistemin kan ve öfke yüklü açlığına yem olduğu bir dünyanın saçmalığını sarsıcı bir biçimde ortaya koyuyor Miller. Devletin kolluk kuvvetlerince uygulanan şiddetin, temeli hukuki bir çerçeveye dayandırılan yasallık talebini kurbanların hiç değişmeyecek ezilmişliğinden aldığını tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Filmin başından itibaren “büyük oyunun” parçası olmayı reddeden kurbanların karşı karşıya bırakıldığı açık şiddet, tüm bu şiddet gösterisinin yine aynı oyun metaforu içinde görüldüğü eğlencelik bir etkinlik gibi işleniyor. İktidarın son kertede kendi hükmünü de geçersiz kılan güç talebi, zayıf ve ezilmeye mahkûm bir kitlenin çaresizliğinden başka bir çıkış yolu bulamayana dek ağırlaşıyor. Bir dönemin neredeyse bütün ünlü yönetmenleriyle işbirliği yapan Miller, kendi sinemasının üzerine oturduğu temelleri de, hem gerçeküstücü bir bakışın hem de Yeni Dalga’ya has yenilikçi ve ikona kırıcı bir tavrın karakteristik özellikleriyle harmanlıyor. Kariyeri boyunca farklı sinematik kavramları başarıyla kullanan Miller, şiddetin tüm dolaysızlığıyla teşhir edildiği bu iktidar eleştirisinde de, alegorik bir temsilden belgesel bir anlatım diline dek farklı ifade biçimlerini aynı ustalıkla bir araya getiriyor.