Serseri Aşıklar

A Bout De Souffle

arsvFilm_REWUjOYQVfbUqOUuhjcrlTScWbPTekUm.jpg
Konu

Serseri Aşıklar, hiç şüphesiz, sadece Godard’ın değil, Yeni Dalga’nın da en çok bilinen, en çok referans yapılan filmi. Bunun nedeninin ne olduğunu bir çırpıda söyleyebilmek, sanıldığı kadar kolay değil; çünkü film, ona bakan izleyicinin bulunduğu noktaya göre kendini şekilleyebilen, izleyicinin kendi ilgi alanlarına göre önemseyecek farklı boyutlar bulabileceği çok katmanlı bir yapıya sahip. Öyle ki, bir sinefil için, 40’lı yıllarda Hollywood’a damgasını vurmuş gangster filmlerinin parodisi şeklinde kurulmuş olması daha önemliyken; bir film kuramcısı için, doğaçlama tekniği, o ana kadar kurgu hatası olarak görülen sıçramalı kesmeleri (jump cut) bir anlatım aracı olarak kullanması ve kendinin farkında olan, izleyiciye sürekli film olduğunu hatırlatan anlatım yapısı daha mühim olabilir. Bir başka yerden, sıradan bir film izleyicisi, bunların hiçbiriyle ilgilenmeyip, sadece Paris sokaklarında salınan kamerası ya da Jean Paul Belmondo ve Jean Seberg’in canlandırdığı baş karakterleri arasındaki özgür ve amaçsız ilişki için sevebilir Serseri Aşıklar’ı. Filme bu bakışla yaklaştığımızda, aslında farkında olmadan başta sorduğumuz “niye bu film?” sorusuna da yanıt vermiş oluyoruz: Serseri Aşıklar, sinemayı her anlamda bütünsel olma yükümlülüğünden kurtaran bir film. Öyle ki, o ana kadar, Hollywood sinemasının da etkisiyle, bir filmi oluşturan her bir öğe, filmin bütününe hizmet ederken, Serseri Aşıklar’la birlikte, kendi içinde var olabilen bir görünüm kazanmaya başladı. Ses, ışık, kamera, oyunculuk, vs. tek tek ele alınıp değerlendirilebilecek bir yapıda karşımıza çıkabiliyordu artık. Üstelik, Hollywood’da olduğu gibi, bu öğeler birbirini tamamlayacak şekilde değil, aksine çatışma içinde -içinden bir sentez çıkmasına imkan vermeyecek bir çatışma- kullanılıyordu. Serseri Aşıklar, tüm bu söylediklerimi bir kenara koysanız bile, sırf sinemanın bugün geldiği noktayı anlayabilmek adına bile mutlaka izlenmesi gereken bir film. Nadir Öperli