Saklı

Cache

arsvFilm_PjwbbTLxWRqeQOSGbLiRpQQVrgkRUKET.jpg
Konu

Eve gelen bilinmeyen video kasetler ve telefonlar nedeniyle ailesini ve kendisini tehdit altında hisseden Georges, çocukluk yıllarını hatırlar ve kısa bir süre yanlarında kalmış Cezayirli Majid’i suçlar. Ama tacizci/gözetleyen gerçekten de Majid midir? Laurent ailesinin evinde, hem yemek yedikleri hem TV izledikleri oda baştan aşağı kitaplarla doludur. Ayrıca çalıştıkları işler de entelektüel işlerdir. Bu da birkaç entelektüel/aydın dışında Cezayir olayında sorumluluğu olanları hatırlatır bize. Dün, tek bir ülkenin bir başka ülkeye saldırısı, bugün koalisyon güçleriyle toplu saldırıya dönüşmüştür; Haneke, TV görüntüleri ve işlediği konu sayesinde Cezayir’i Irak’a bağlar. Ana karakterin adı bile kaba bir benzetmeyle ABD başkanının adını hatırlatmaz mı? Filmin başarısı, içeriğini biçime dönüştürmesinden kaynaklanır. Büyük burjuva, beyaz ailenin paranoyası seyirciye bulaştırılır bilinçli çekimlerle. Hangi çekimin gözetleyen, hangi çekimin yönetmen tarafından yapıldığını birçok sahnede bilemeyiz. Yönetmenin kamerası sandığımız şey, bir süre sonra gözetleyenin kamerası çıkınca biz de artık tekinsiz bir bölgede dururuz. Saklı, sonuna kadar bizi kuşku içinde bırakır. Belki de şunu söyler: Yanlış kişileri suçlayarak kendi suçlarınızdan arınamazsınız. Kurban olduğunuza inandırsanız bile kurbanlaştırdığınız kişileri unutamazsınız, onlar sonunda bir yerlerde karşınıza çıkacaktır. Bu bir vicdan, sorumluluk meselesidir. Filmde çocukların (çocuk Georges’un ya da Georges’un çocuğunun) anne babalarını başkalarından, başka çocuklardan ya da ana babalarının arkadaşlarından kıskanmaları bile güvensizliğin bir parçasıdır. Karşılıklı olarak güvensizliğin ve paranoyanın tırmandığı bir ortamdan kolaylıkla şiddete varabilir, ırkçı bir dünyaya geçebilirsiniz. Yabancıyı, öteki olanı, biz’den olmayanı tehdit unsuru olarak görebilir, kendimize düşmanlar yaratabiliriz; siyah, yoksul, kadın ve dünyanın güneyinden ya da doğusundan düşmanlar. Majid’in oğlunun sorduğu gibi “Neden bu kadar çok korkuyorsunuz?”