Profesör Hannibal

Hannibal Tanar Ur

profesor-hannibal.jpeg
Konu

Profesör Hannibal, tarih içinde geriye gider. Bu, modern Macar tarihinin en sefil dönemidir; yirmili yıllardaki beyaz terör. Hâlâ muzaffer mücadeleleri sergilemekte olan Macar sinemasının yakın tarihle yüzleşmesi için cesarete ihtiyacı vardı. Okul müdürü Bela Nyul’un, öğrencilerinin taktığı isimle Profesör Hannibal’in, traji-komik kaderini filme çekmekle Zoltan Fabri, bu cesareti gösterdi. Okul müdürü Nyul’un bedbaht hayat hikayesi, Ferenc Mora’nın en çok hayal kırıklığı yaratan romanında ele alınmıştı ve Fabri, bu romandan senaryoyu yazdı. Bu filmde Fabri, Macar faşizminin geliştiği 1920’lerin sonundaki iç savaşta bir piyon olarak kullanılan emekli, utangaç öğretmenin yaptığı zalimlikleri ayrıntısıyla anlatır. Kendisini çevreleyen dünya, gittikçe daha çok kabusa dönüşmektedir; en masum sözleri ve yaptığı hareketler yanlış anlaşılıp kendi aleyhine dönmektedir. Onu kurtaracağına dair söz veren “arkadaşı” bile suçlayanların başında yer alır ve herkesin önünde vatan haini olduğunu söyler. En başarılı sahne, yüzme havuzunda yapay dalgalar karşısında, öğretmenin dengesini umutsuzca korumaya çalışırken, sorunlarını “arkadaşı”na anlattığı sahnedir; arkadaşı şaka olsun diye ona vurup dengesini bozar ve neredeyse boğulmasına neden olur. Filmin en kritik anı olan, faşistlerin toplantısının yer aldığı final sekansı hayranlık vericidir; tek başına kalmış öğretmen, suçlanmış, teşhir edilmiş, taşlanmış, takip edilip dövülmüş, yaşamını koruyabilmek için verdiği sözlerden geri dönmüştür, kalabalığın kutsal bir bilgelikmiş gibi karşıladığı şeyleri saçmalıklar olarak adlandırmaktadır. Bu sahneler boyunca, öğrencileri, kendilerine asil sözler söylemiş olan bir adamın nasıl olup da onlara ihanet etmiş olabileceğini anlamaya çalışırlar; ironik bir şekilde verdiği sözlerden dönmesi, onun yaşamını kurtarmaz, amfi-tiyatronun merdivenlerinden düşüp ölecektir. Fabri’nin sapık milliyetçiliği teşhir eden bu filmi, belki de sanatsal olarak daha olgun, üslup olarak da daha güçlüdür. Kayda değer bir oyunculuk gücüyle baş roldeki Ernö Szabo, gerçek bir kahramanı veya ölümden korkan, önemsiz, sıradan bir adamın portresini çizerken çok başarılı.