Orbis Pictus

Orbis Pictus

Konu

Öykünün kahramanı, basit ve neredeyse çocuksu bir dünya görüşüne sahip olan 16 yaşındaki Tereza’dır. Bir gün okuldan ayrılmak zorunda kalınca, başkente gidip annesini aramaya karar verir. Slovakya boyunca yaptığı yolculuğu sırasında başından geçen birçok garip serüven ve inanılmaz karşılaşmalar kendisine ve etrafındaki dünyaya ilişkin birçok şeyi öğrenmesini sağlar. Trenlerin artık durmadığı bir istasyonun, istasyon şefiyle karşılaşır. Tek yaptığı şey eski bozuk paraları rayların üzerine koyup, trenlerin üstüne koyup, trenlerin üzerlerinden geçerek onları şekilsiz metal parçalarına dönüştürmelerini izlemektir. İşi mümkün olduğu kadar çok şeyi yok etmek olan ve bu iş için kendisine neden para verildiğini bile bilmeyen bir adamla karşılaşır. Arabası yeni ve güzel elbiselerle doludur. Elbiselerden birini kıza verir diğerlerini de gözlerinin önünde yakar. Yarısına kadar toprağa gömülü bir kadınla karşılaşır. Kadın bunun acılardan kurtulmak için çok güzel bir yöntem olduğunu söyler. Sonra garip bir düğünün içinde bulur kendisini. Damat olsa olsa onsekizindedir ama gelin neredeyse elli yaşındadır. Düğün, grotesk ve anlamsız törenleriyle toplumu yansıtır. Sonunda, başkente gelir ve annesini bulur. Annesi birkaç öğüt verdikten sonra karanlıkta kaybolur. Tereza yine yalnızdır. Gerçek hayat ve düş arasındaki çizgi incedir ve günlük gerçeklik, absürd ve trajikomik bir mistisizm içinde erir.