Muhsin Bey

Muhsin Bey

arsvFilm_OTVVxRdQXSbGflEZspQXjenBYqNTVTRR.jpg
Konu

1980 sonrasında “değişen Türkiye”yi, değişen değerleri, yitip gidenleri ve yerlerine gelenleri traji-komik üslupla sorgulayan Muhsin Bey, tipik bir toplumsal ayna niteliğinde. Ömrünün hazan mevsimini yaşayan, prensipleri nedeniyle kedi olalı çok fazla fare tutamamış, Klasik Türk Müziği sevdalısı (ve kuşkusuz arabeskten nefret eden!), yel değirmenlerine karşı duran müzik organizatörü Muhsin Kanadıkırık ile Urfa’dan gelen yanık sesli genç türkücü adayı Ali Nazik’in ilişkileri çerçevesinde biçimlenen film, baştan sona bir “çatışma” üzerine kurulu. Yavuz Turgul, senaryosuna da imza attığı Muhsin Bey’de, benzetmek gerekirse “kültürlerarası diyalog” yerine “kültürlerarası çatışma”ya yönelmiş; üstelik de bu çatışmayı “eski” ve “yeni” Türk sinemasının en geçerli kalıplarını kullanarak çok hoş biçimde sergilemiş. Dostluklar, ihanetler, aşklar, beklenmedik olaylar, hem bir “Yeşilçam klasiği”nden beklenen biçimde akıp gidiyor perdede, hem de farklı bir anlatımın hizmetine giriyorlar. Başrollerdeki Şener Şen ve bu usta sanatçı karşısında tek sahnede bile ezilmeden mükemmel biçimde uyum sağlayan Uğur Yücel’in akıllardan çıkmayacak oyunculuk gösterileriyle, “kazanan” ve “kaybeden”e yönelik sosyolojik yaklaşımıyla, çok hoş, çok etkili bir duygusal-nostaljik güldürü niteliği kazanıyor Muhsin Bey. Yavuz Turgul’un asıl kaybeden olarak, kısa sürede kolay yoldan şöhrete ulaşan Ali Nazik’i göstermesinin altı da çizilmeli. Filmin zaman zaman yarı belgesel olarak da tanımlanabilecek bir kulvara girdiğini, örneğin tarihi Beyoğlu semtine, arka sokaklara, müzikhollere, ses yarışmalarına dönük gerçekçi yaklaşımıyla mekan-insan ilişkisinin en çarpıcı beyazperde örneklerinden biri olma özelliğini taşıdığını da önemle belirtelim.