Kırık Bir Aşk Hikâyesi

Broken Love Story, A

arsvFilm_YYUVUOrZYSTcDCxTYazakOMFUSYcRPUW.jpeg
Konu

Sadeliğin altında yatanları bir bilsen der, ailesinin içinde bulunduğu maddi zorluğu aşabilmesi için eşraftan zengin birinin kızıyla evlenmek zorunda bırakılan Fuat (Kadir İnanır) yakınlaştığı Aysel öğretmene (Hümeyra). Aysel’in birçok şeyi arkasında bırakarak sadelik, sakinlik beklentisiyle geldiği bu sahil kasabasında, hayat göründüğü gibi değildir gerçekten. Kız kardeşi, eniştesi ve annesiyle yaşayan Fuat, evleneceği kız Belgin, onun kendini içkiye, kumara vermiş ağabeyi Yavuz ve diğerleri… Hepsi işlerini, ilişkilerini, evliliklerini kısaca kasaba hayatının içinde kendilerine biçilen toplumsal rolleri bir şekilde sürdürüyor görünmekle, aslında bir yalnızlığı sürdürmektedirler. Bu mutsuzluğa katlanamayan, bir tek Fuat gibidir. Bir de resim öğretmeni Bedri… Onlarınsa birbirleriyle dost olmak dışında bu çemberi kıracak güçleri yoktur. Beraber balık tutmaya çıktıklarında Fuat “sen olmasan çıldırırdım herhalde” der Bedri’ye. Bedri ise daha fazla anlam katamadığı bu hayata geride resimlerini bırakarak kendi eliyle son verir. Fuat için Aysel’e duyduğu aşk, bu sıkıştırılmışlıktan kurtulmak için bir başkaldırı aracı haline gelir zamanla. Hem kendine, hem evleneceği kızın ailesine, onların ekonomik dayatmalarına, sonra da bütün kasabaya meydan okur Fuat. Ama bir yere kadar. Düzen, bireyi kendi içine hapsetmekte gecikmez. Sonra her şey eskisi gibi olur. Fuat Belgin’le evlenir, Aysel başka bir yere gider. Yıllar sonra “mutluluğun yanlarından geçtiğini” itiraf edeceklerdir. Çember kalmış, aşk kırılmıştır. Klasik melodram filmlerine çok yakın duran bu hikâyeyi son derece sade bir dille aktarıyor Ömer Kavur. Selim İleri, romancılığının temel izleklerinden olan aşk arayışındaki yalnız insan tiplerini ve bireysel olanda toplumsalı arayışı senaryosuna da yansıtmış. Toplumsal fonun belirlediği mutsuz sonuna rağmen oyuncularının performansı ve anlatımıyla da etkili olan, insanda buruk tatlar bırakan bir film, Kırık Bir Aşk Hikâyesi. Ömer Kavur’un Yusuf ile Kenan gibi daha toplumsal kaygılar içeren, giderek Gizli Yüz gibi daha bireysele yöneldiği film serüveni içinde bir ara nokta olarak da görülebilir. İbrahim Türk