Kader

Kader

arsvFilm_UuURieWtjMZuTGxPcTCYQZXPTFToXLWo.jpg
Konu

Bekir Uğur’a âşıktır, Uğur ise Zagor’a… Tek bir cümleden ibarettir bu öykü, birçok aşk hikâyesinde olduğu gibi. Bir gün bir dükkânda, bir adamın bir kadından etkilenişiyle başlar. Zamanla Uğur, Bekir için hayat denen şeyin karşılığı olmaya başlar. Uğur, hep Bekir uyurken odaya girer; Bekir için uyku ve hayat, delilik ve akıl arasındaki çizginin hangi tarafında bulunduğunu tayin eden bir melek ya da şeytan gibidir. O andan itibaren Bekir ne zaman uyansa kendini Uğur’un yanında bulur, çoğu kez başka bir şehirde. Uğur’un hayatına girişi, Bekir için hayatın tüm anlamsızlığını tek bir kelimeye dönüştürerek siler: Uğur. Bekir için başka bir anlam arayışına gerek yoktur artık; tek varoluş biçimi Uğur’un yanında olmaktır, hangi şehrin sokaklarını arşınladığı, hangi meyhanede içtiği önemli değildir artık… Fakat bu aynı zamanda Uğur’un da hikâyesidir. Uğur, sadece kendi kaderini değil, Bekir’in kaderini de omzunda taşıma duygusuyla baş etmek zorundadır. Zagor’a karşı hissettiği tutkunun ateşi bile, bir adamın hayatının kendi ellerinde olduğunu bilmenin yükünü unutturmaya yetmez Uğur’a. O da bir gün kadere teslim olacaktır, fakat kendi kaderinden çok Bekir’in kaderine… Kader, birinin bir başkasının yanında olmak için şehirden şehre sürüklendiği bir yol filmi aslında. Fakat dünyaya Bekir ve Uğur’un gözünden bakan bu yol filminde durakların hiçbir önemi yok; nereye gidildiği, ne yapıldığı önemli değil. Zeki Demirkubuz, ikinci filmi Masumiyet’in karakterlerinin geçmişine bakarken, iki insan arasındaki bu tanımsız ilişkinin, bu sonsuz sürüklenişin hikâyesini olabilecek en etkileyici şekilde anlatıyor. Masumiyet’te Bekir’i canlandıran Haluk Bilginer’in ağzından süzülen öfke ve sevgi dolu sözlere, aşkıyla düşenlere, her sabah yanında olmasa da gönlünü verdiği insanın gözlerine uyananlara, ‘tek cümleyle geçiştirilen’ hazin aşk hikâyelerine saygı duruşunda bulunuyor. Fırat Yücel