Hababam Sınıfı

Hababam Sınıfı

Konu

Ertem Eğilmez’in Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı yapıtlarından sinemaya aktardığı Hababam Sınıfı, Türk sinemasında hem tecimsel, hem de güldürü anlayışı açısından bir dönüm noktası olur. Herkesin yaşamında varolan, ya da varolmuş olan okul sıralarının sınırsız özgürlüğünü -biraz abartılı da olsa- aktaran film, nostaljik tatlar içermesinin yanı sıra, kalabalık oyuncu kadrosu ve güldürü ile dramı iç içe vermesiyle de Türk sinemasının başyapıtları değilse de, en popüler güldürü dizisini oluşturur. Eğilmez bu seriden Hababam Sınıfı (1975), Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975), Hababam Sınıfı Uyanıyor ‘1975), Habamam Sınıfı Tatilde (1977), Hababam Sınıfı Güle Güle (1981) filmlerini yapar. Daha sonra aynı tiplere ve esprilere dayanan seri başka yönetmenler tarafından da sürdürülür. Son olarak 2005’te Arzu Film ekolünün temsilcilerinden Kartal Tibet tarafından yapılan Hababam Sınıfı Askerde (2.5 milyon seyirci) ile Hababam Sınıfı Merhaba (1.8 milyon seyirci) Türk sinemasının tüm zamanlarının en fazla seyirci toplayan ilk on filmi arasına girer. Hababam Sınıfı serisinin genelde, birbirlerine gevşek bir şekilde bağlı, skeç ve olaycıklarından ibaret bir düz çizgi izlemesine karşılık büyük bir ilgi görmesi, durum komedisi ile tip komedisini, güldürü ile ağlatıyı ya da espri ile duygusallığı birbirlerine koşut bir şekilde iç içe sunmasından gelir. Kalabalık ve ünlü oyuncular topluluğunun nostaljik tatları da beraberinde getiren çocuksu ve duygusal serüvenlerinin herkesin yaşamında yer edinen kimi anılarla örtüşmesi, bu serinin sevilmesinin ana nedenini oluşturur. Bu filmler tüm sevimliliğine ve ilgi görmesine karşılık, ne yazık ki Türkiye’nin bilinen ve var olan eğitim sistemine (özel okul gerçeğine, öğrenci-öğretmen ilişkisine) radikal ve toplumsal bir eleştiri getirmediği gibi, gereğinden fazla abartılı anlatımıyla da bu olgunun acı ve karamsar mizahını pek inandırıcı ve gerçek bir biçimde yansıtamaz. Hababam Serisi, başta Kemal Sunal, Şener Şen, Münir Özkul, Adile Naşit, Halit Akçatepe gibi oyuncuların ününü pekiştirdiği gibi, daha sonraki yıllarda Melih Kibar’ın yaptığı müziği de bir bakıma mitleştirir. Burçak Evren