Gelin

Bride, The

arsvFilm_pWRrzhQUAAVrFRQzXQbANznsWhOURWvR.jpg
Konu

İstanbul’a göç eden Yozgatlı ailenin, yeni koşullara ayak uydurma çabasını ve yaşam savaşımını anlatan Gelin, sinemamızdaki en iyi iç göç öykülerinden biri. Ö. Lütfi Akad’ın, diğer halkalarını Düğün (1973) ve Diyet’in (1974) oluşturduğu, sağlanan tema birliği açısından dünya sinemasında da saygın yer edinen ünlü üçlemesinin ilk filmi olan, aynı zamanda da üçlemenin en başarılı parçası kabul edilen Gelin; İstanbul’daki, sonradan çok büyüyecek olan “küçük Anadolu”nun oluşum dönemini başarıyla yansıtıyor. Taşı toprağı altın olarak bilinir İstanbul’un… Memleketlerindeki bütün mal varlıklarını satarak büyük kentte bir “bugün” ve “gelecek” kurmaya çalışan insanların kararlılığını, son derece gerçekçi dokunuşlarla aktaran film, Meryem rolündeki Hülya Koçyiğit’in başarısıyla da değer kazanıyor. Giderek güçleşen yaşam koşulları içinde hasta oğlunu yitiren, bir süre sonra da fabrikada işçi olarak çalışmaya başlayan genç kadının ve diğer aile üyelerinin “geri dönüşsüz” yolculukları, Türk sinemasının 1970’lerin başındaki “büyük ileri atılımı” içinde vazgeçilmez bir yer tutmakta. Akad’ın, Yozgatlı ailenin yaşadıkları aracılığıyla, çözülen feodal ilişkiler ve gelişen proleterleşme sürecine dikkat çekmesi de sinemamızda artık az rastlanan türden bir politik bilince karşılık geliyor. Bu yaklaşım filmin, umut dolu “mutlu son”unda da kendisini gösteriyor ve Gelin, dönem Türkiye’sinin değişim sancılarını, toplumcu gerçekçilikten sosyalist gerçekçiliğe açılan kulvarda tartışıp yorumlayan bir film olarak derin izler bırakıyor Dönemin sorunlarına ekonomik bakış açısıyla yaklaşan, alegoriye dayanan yapısı, yalın anlatımı ve kurgu başarısıyla dikkat çeken Gelin, gerçekçiliğini güçlendiren müzik çalışmasıyla da unutulmazlık kazanmış durumda. Tunca Aslan