Edi

Edi

Konu

Edi ile Jureczek iki eskici. Her gün “tabla”larıyla zengin-fakir ayrımı yapmadan tüm mahalleleri arşınlıyor, ne bulurlarsa belki para eder diye tablalarına atıyorlar. Donuk zekâlı Jureczek’in aksine Edi, okumayı seven, hayat üzerine hala kafa yoran, iyiliksever bir adam. Tokat yediği adama öteki yanağını dönecek cinsten. En trajik durumlarda ağzını bıçak açmayan bu hali, hadım edilirken bile değişmiyor. Geçmişte, sevdiği kadını, toprağını ve evini elinden almış adama yüksek sesle bağırmıyor bile. Hayat önüne ne sürerse kabulleniyor, ona göre yaşıyor. Genç Polonyalı yönetmen Piotr Trzaskalski, genel planlara, ağır ama neredeyse hiç sabitlenmeyen bir kamera kullanımına dayanan bir sinema yapıyor. Edi’nin tümüne fazlasıyla melankolik bir hava ve loş bir ışıklandırma hakim. Edi’yi oynayan Henrik Golebiewski ve Jureczek kompozisyonuyla Jacek Braciak yönetmenin yaratmak istediği bu melankolik havayı performanslarıyla destekliyorlar. Çocukluğunun etkisinden bir türlü kurtulamayan Edi’nin ruh halini Golebiewski yüzüne çok iyi yapıştırıyor. Edi’nin gerçekçi bir film olmaya sıvanmaktan çok duygulara yönelik bir seyirlik olmayı hedeflediğini söylemek lazım. Ne baş karakteri, ne filmde olup bitenler, ne de dramatik yapı gerçekçi yapılandırılmış. Aralara Edi’nin çocukluğunun serpiştirildiği sahnelerden de yola çıkarak diyebiliriz ki film de aslında en az Edi kadar naif. Öyle ki, filmin bir sahnesinde Edi tek başına oturmuş düşünürken, oturduğu masa kameranın da üzerinde durduğu düzenekle birlikte kayıyor. Bu ve bunun gibi birçok sahnenin de gösterdiği gibi filmin amacı ana kahramanının içsel dünyasını yansıtmak. Wojciech Lemanski’nin müziği de insanı gelgitli bir ruh haline sokuyor. Bazen insana umut veren, bazen de derin bir melankoliye sürükleyen müzik, filmin atmosferinin önemli bir parçası haline geliyor. Ve sonuçta film finalde Edi’nin tek bir cümlede özetlediği şeyi anlatmaya çalışıyor: “Ne olursa olsun eninde sonunda yaşam sizin yaşamınız olsun!” Burçin Yalçın