Denizin Sessizliği

Le Silence De La Mer

arsvFilm_XoLGUVQYUDvjwRIatjOzrVzVUvEYPiRQ.jpg
Konu

Her şeyden önce, Le Silence de la Mer bir roman. Vercors’un romanı: Türkçesi de var. Zaten filmin başında nefis bir kare var ve orada kitabın kendisini de görüyoruz. İyi de, niye bu roman böyle efsaneleşmiş ve Melville bu efsaneden bu filmi çekmiş? Vercors adı verilen Jean Bruller yüzyıl başında doğuyor Paris’te. Mühendislik öğrenimi, hayat gailesi derken bu anti-militer, barışçı illüstratör askere alınıyor. Tabii kaçacak. Kaçacak ve direnişe katılacak. Direnişte kendine seçtiği mahlas Vercors. Koca, sarp bir kaya kütlesinin ismi. 1941’de Pierre de Lescure ile Editions de Minuit’yi kuracak ve Denizin Sessizliği 1942 yılında bu yıldızlı logosunu kendisinin çizdiği bu yayınevinden çıkacak. Günler geceler boyu. Günler geceler boyu susmak. Sadece susmak. Başka bir şey yapamamak. Vercors’un romanından çekilen film susmak, konuşmamak üzerine. Amca ve yeğen yalnız yaşadıkları dünyada, işgal sırasında ne bilsinler bir Nazi subayının gelip evlerine yerleşeceğini? Yerleşip hayatını anlatacağını? O evdeki varlığının “Arendt”in dediği gibi “sıradan kötülüğün” bir sonucu olduğunun farkına varacağını? Konuşmayanlar karşısında kıyasıya öfkelenir iktidar: Konuşturmak ister. Bir cevap, bir ilişki ister. Kendisinin ciddiye alındığını görmek ister: Karşı çıkılsın ister ki ezebilsin. Susmak öfkelendirir. Susmayı, anlayabilmeyi başaran Alman, Vercors’un insana olan inancını mı anlatıyor? Yoksa değil mi, zorla konuşturmaya çalışmaz mıydı? Varlığının oradaki varlığının fazla olduğunu bilmese derinden, dayamaz mıydı silahı? Denizin Sessizliği’ni acımasız kılan suskunluk elbette ama bu suskunluğu anlayabilecek kadar da onu o eve getirmiş olan “sıradan kötülüğün” farkında olabilen Alman. Onu savaş olmasa sevebilirdiler bile. Levent Yılmaz