Dantelacı Kız

La Dentelliere

arsvFilm_ofFpwWUGoLtGRbpBYWPWqTNWUQpACATU.jpg
Konu

Paris’te annesiyle yaşayan 18 yaşındaki Beatrice (Isabelle Huppert), çalıştığı güzellik salonundaki arkadaşı evli sevgilisi tarafından terk edilip tatile çıkmaya karar verince destek olmak için ona katılır. Ne var ki o zamana kadar ‘eline erkek eli değmemiş’ bir kız olan Beatrice, arkadaşının yaşam tarzına ve erkeklere yaklaşımına pek de alışamaz ve oturduğu köşeden onu içten içe yargılar. Hayatının çok değişeceği bu tatilde, Paris’te edebiyat okuyan François’yla karşılaşır ve ona aşık olur. Paris’e beraber yaşamak üzere dönerler. Ancak biri entelektüel bir çevredeyken diğerinin bir güzellik salonunda çıraklık yapıyor olmasıyla, aralarında zaten var olan uçurum derinleşecek ve ilişkileri sona erecektir. İsviçreli yönetmen Claude Goretta’nın karakterlerini sade bir anlatımla çizmesi, Dantelacı Kız’ın bıraktığı hoş tadın en önemli nedeni. Yönetmen, kişilerin özelliklerini aktarırken ufak bir diyalogdan, bir tavırdan, bir yürüyüşten fazlasını kullanmasa da, bu minimalist anlatımın filmin bütününe yayılmasıyla, filmin sonunda geniş bir yelpazede incelikle işlenmiş karakterler kalıyor akılda: naif Beatrice, telaşlı François, Beatrice’in kaderci annesi, François’nın samimi ve iyiliğini isteyen arkadaşları. Bunun yanında film, sıradan bir ‘ilk aşk’ hikâyesini ele alış tarzıyla da sıradanlıktan sıyrılmış. İki gencin sıkılgan bir halde yan yana yürümeleri, sessizliğin çok şey anlattığı anlar, oluşan güven, ufak kıskançlıklar, ilişkinin çıkışını anlatırken, Beatrice’in François ve arkadaşları arasındaki konuşmalara dahil olamaması gibi aralarındaki ‘fark’ın rahatsızlık yarattığı durumların ardından gelen sessizlikler bir inişe işaret ediyor. Bildik bir hikâyenin karakterlerini bir dantel inceliğiyle ördüğü için bu hikâyeyi yeniden duymaktan sıkılmamamızı, dahası hoşlanmamızı sağlayan Dantelacı Kız, her şey bir yana, genç ve güzel Isabelle Huppert’in sarsıcı oyunculuğu için bile izlenmeye değer. Büke Yağlı