Çılgın Pierrot

Pierrot Le Fou

arsvFilm_YGTnBXAXSTRTWnbIXiaVWQXYGODclXVE.jpg
Konu

Yeni Dalga’nın hem teknik hem de anlatı kurgulama bakımından doğaçlamaya yönelen kendine özgü tarzının politik bir dille kaynaştığı, dram, aksiyon, romans ve film-noir’in içiçe geçtiği Çılgın Pierrot, Jean Paul Belmondo (Ferdinad Griffon) ve Anna Karina (Marianne Renoir) ikilisinin mükemmel oyunculuklarıyla avant-garde klasiklerden biri haline geliyor. Ferdinand Griffon ile Marianne Renoir’ın gel-gitli ilişkisinin üzerine kurulu filmi belki araya yerleşen Jean Seberg görüntülerinden belki de Belmondo’nun sigara içiş tarzından dolayı Serseri Aşıklar’ın bir devamı olarak düşünmek mümkün. Godard, Çılgın Pierrot’da altmışların kendinden önce gelen her şeyi altüst eden düşünce tarzını, bireyin kendi özgür tercihini esas alan yaşam tarzını, tüm yoğun entelektüel ve politik göndermelerle özetliyor. Pierrot sadece edebiyat ve düşünce üzerine yaşayan, içinde yaşadığı hayattan sıkılmış Ferdinand’ın olmayı özlediği erkek, Cezayir Savaşı’yla olan alakası yüzünden birtakım adamlarca öldürülmek istenen geçmişi bulanık, anarşist ruhlu Marianne de onu Çılgın Pierrot haline getirecek, Ferdinand’ın o çok sevdiği resimden ve edebiyattan derlediği asi bir kadın olabilir mi? Ferdinand edebiyat düşkünü tipik bir Fransız olarak sürekli yazıyor da yazıyor, bütün parasını kitaba yatırıyor. Marianne ise ‘Yaşamak istiyorum’ diyerek ona tepkisini verirken, bizi buram buram varoluşçu kokan bu hikayede, düşünce ve eylemin bir aradalıklarındaki çelişki üzerine düşündürüyor. Bu bağlamda Marianne’in kendisi, Godard’ın yazarak yaşayan ama eylemden uzak duran entelektüel duruşa eleştirisinin simgesi, soyadı Renoir ise Godard’ın Fransız sinemasına düşkünlüğünün bir ifadesi haline geliyor. Godard’ın hep eleştirildiği fazla politize ve fazla şiirselliğin eşiğinde duran Çılgın Pierrot düşündüren, düşündürdükçe yoran, yordukça da mest eden bir film. Karakterleri, replikleri, göndermeleri, kurgusuyla yerini daima koruyacak bir klasik. Övül Durmuşoğlu