Cehennemde İki Devre

Ket Felido a Pokolban

Konu

Yıllar önce, sinema yazarı arkadaşım Serhat Öztürk’ün, Paris’te Son Tango’nun Türkiye’de yeniden gösterime girmesi üzerine yazdığı yazıda kullandığı bir tanımlama, uzun süredir aradığım ama formüle edemediğim konuya açıklık getirmişti: “Hatırasına ihanet etmeyen filmler”. Benim için bu tür filmlerin sayısı fazla değildir ve bunların başında da Cehennemde İki Devre gelir. Sanırım ilkokul dört ya da beşinci sınıfa gidiyordum. Gazetenin televizyon sayfasında, akşam futbolla ilgili bir film olduğunu okudum. Sinemanın büyüsünü özellikle TRT sayesinde yavaş yavaş keşfediyordum ama öte yandan da futbola çoktan kendimi kaptırmıştım. Neyse, seyrettim ve hemen hafızamın “kalıcılar” bölümüne kaydettim. Sonra da bütün yetişkinlik dönemim boyunca herhangi bir dost toplantısında masaya hep bu filmi sürdüm. Yıllar sonra zevkler profesyonelliğe dönüşüp sinema yazarı kimliğine bürününce, eski defterlere bir kez daha göz atmak gereğiyle yüzleşiyorsunuz. Sağolsun İstanbul Film Festivali böylesi bir fırsatı yarattı. Çocukluğumda izlediğim siyah-beyaz bir film bir kez daha gösteriliyordu. Hayattaki iki temel aşkım aynı filmde buluşmuştu ve aradan geçen onca süreye rağmen Zoltán Fábri’nin yapıtı gönlümdeki yerine ihanet etmiyordu (böylece çocukluk kriterlerinin hayatın diğer dönemlerinde de geçerli olduğu, en azından bu film dolayısıyla kanıtlanıyordu). Peki bu kadar övgüyü hak eden bir filmin erdemi nerededir? Sinemanın tanım alanlarının görsellik ve teknolojiyle birlikte yeniden ele alındığı bir dönemde, Fábri’nin yapıtı demode bir kavramla, hikayenin güzelliği ve yakıcılığıyla açıklanabilir. Ukrayna’daki kampta gerçek bir futbolcu olan Onodi’nin futbol aşkına yenik düşüp siyaseti ve acımasız koşulları bir yana iterek idealizme kayması ama attığı her adımda hayatın bizzat kendisinin yaşanılanları ona hatırlatması, filmin kendine has gerilimini oluşturuyor. Almanlar’a karşı yapılacak maçta takım oluşturma sırasında o, saf futbolun peşinde koşarken diğerleri daha ayrıcalıklı koşullara sahip olmak, sonra da firar etmek için futbolu kullanırlar. Onodi, bütün bu gelişmelere set çekmek isterken, hayat, arkadaşlarının haklı olduğunu gösterecektir. Nefis bir oyuncu kadrosunun sürüklediği film, bilindiği gibi daha sonra John Huston’un çevirdiği Zafere Kaçış’a da kaynaklık etmişti. Ne var ki Huston, Fábri kadar cesur davranamamış ve finali mutlu sona ulaştırarak popüler sinemanın isteklerine boyun eğmişti. Uğur Vardan