Bulantı

Bulantı

bulanti1 kopya
Konu

Bulantı, toplumsal bir acıyı “hiç hissetmemiş” gibi davranan ve hatırlamak istemeyen bir toplumda, bireysel bir acıyı “hiç hissetmemiş” gibi davranan ve “hatırlamayı tercih etmeyen” bir bireyi, hali vakti yerinde bir aydın-akademisyen olan Ahmet’i anlatıyor. Ayrılmanın eşiğinde olduğu karısını ve kızını trafik kazasında kaybettikten sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi işine gücüne ve kendisinden genç kadınlarla yatak maceralarına devam etmeye çalışan, duyarsız, ruhsuz, sevgisiz, “başımı kessen kanım akmaz” tavırlı bir adam olarak çiziliyor Ahmet. Karısının gittiği ilk akşam eve getirdiği sevgilisine de hiçbir duygu iletemeyen ve çok iyi anlıyoruz ki bu hali gücünden değil güçsüzlüğünden kaynaklanan, zaten sonunda gene terk edilen, “Zamanımızın Bir Kahramanı” çağrışımlı bir küçük burjuva aydın var karşımızda. (…) Evine temizliğe gelen, kocası ölmüş, iki çocuğuyla apartmanın bodrum katında hayata tutunmaya çalışan kapıcı kadının (ve çocuklarının) varlığı ise Ahmet’i insanlığa bağlayan tek ve en güçlü bağ olarak görünüyor. (…) Ahmet’in (ikinci) sevgilisinin evindeki bir odada “kilitli” kaldığı sahneler her şeyin özeti ve filmin zirve anlarından biri niteliğinde. Buzlu camın ardında kalıp, az ötede olan biteni “dinlemekle” yetinen, hiçbir şeye müdahale etmeyen, zorbalık karşısında sesini bile çıkaramayan aydın takımına cesur, cüretkâr ve sert eleştiriler yöneltiyor Demirkubuz.

–Tunca Arslan