Bir Evlilikten Manzaralar

Scener Ur Ett Aktenskap

arsvFilm_VwTWlRTEcLWlTQUQGUUTSxdoCUYVRTEu.jpg
Konu

Bir kadın ve bir erkek… On yıllık bir evliliğin sonunda gelinen nokta… Evli bir çiftin yedi yıllık yaşam sürecindeki kriz anlarına tanıklık… Marianne’ın filmin başında belirttiği gibi, belki de bir sorunun olmaması en ciddi sorundur ve çocuklukta edinilmeyen şefkat ve başkalarının sorunlarını anlama sanatı kadınla erkeğin ilişkilerindeki en büyük engel olabilir. Bu durumda evlilik, sorunların halı altına süpürülmesi sanatı haline gelebilir. Kadın ve erkek birbirlerinin dilinden anlıyorlar mı? Marianne ve Johan’ın önceleri ideal çift görünümündeki ilişkilerini ameliyat masasına yatıran Ingmar Bergman, bir evliliğin anatomisini çizerken kadın ve erkek ruhunun farklılıkları üzerine odaklanıyor. Arada tutkulu bir sevgi de olsa kadın ve erkeğin yaşam boyu birliktelikleri olanaksız mıdır? Bergman, başından geçen ve boşanmayla sonuçlanan dört evlilikten sonra çektiği filmde olabildiğince yansız bir biçimde ilişkiyi dışarıdan, adeta evin içine konan bir gizli kameradan gözlemliyor. Kadın da, erkek de milyonlarca evli insanın özdeşleşebileceği kadar duyarlı ve sempatik kişiler. İkisi de acı çekiyor, hayatlarının boşa geçtiğini düşünüyorlar; ne birlikte olabiliyor, ne de birbirlerinden tümüyle vazgeçebiliyorlar. Bergman, televizyon için 16 mm’lik kamerayla altı bölümlük bir dizi olarak çektiği Bir Evlilikten Manzaralar’ı İsveç’te gördüğü büyük ilgi üzerine üç saatlik bir sinema filmi haline getirmişti. Liv Ullman ve Erland Josephson’ın olağanüstü oyunculuklarıyla renklenen dünyanın herhangi bir yerinde, gecenin ortasında, karanlık bir evde geçenler evrensel bir evlilik manzarası… Kadının ve erkeğin ruhlarına karanlık bir yolculuğun hikayesi… Yalın anlatımı içinde insan ruhunun zaaflarını, korkularını açıklıkla ortaya koyan film için, Bergman’ın doğaötesi sorularla boğuşmadığı en gerçekçi filmi denilebilir. Rüyaların efendisi Bergman’ın rüyaları göstermediği bu filminde, Marianne’ın dehşet içinde uyandığı kabusunu anlattığı an, filmin en etkileyici sahnesi. Şükran Yücel