Beş Vakit

Beş Vakit

arsvFilm_YpUmvHOPUJeVfUSWMPQNUdYHTRRPjcjY.jpg
Konu

Yalnız bu sezonun değil Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri Beş Vakit. Reha Erdem 1989 yılında çektiği ama Türkiye’de ancak 1997 yılında gösterime sokabildiği siyah beyaz, mistik A Ay’daki doğrudan ruha hitap eden sinema duygusunu yeniden yakaladı. Kaç Para Kaç ve Korkuyorum Anne adlı filmleri de iyi olan ama Beş Vakit ile onları da aşan Reha Erdem, bu ay Roma’da ilk kez ve çok büyük iddialarla düzenlenen Roma Film Festivali’nde yarışmaya seçildi. Son derece alçakgönüllü bir yönetmen olduğu için ne yurt içi ne yurt dışında yeterince tanınan Reha Erdem, bu kez o kadar iyi bir film yaptı ki artık ismini bütün dünya öğrenecek. Toronto Film Festivali’nde uluslararası prömiyerini yapan film önemli eleştirmen ve sinemacılar tarafından övgülere boğuluyor. Beş Vakit sözlerle anlatması zor bir film. Gücünü imgelerinden alıyor. Bir antik dönem Ege filozofuyla bir Lacancı psikanalistin taşrada çocukluk ve zamana dair gözlemlerini yansıttığını hayal edebiliriz Beş Vakit’te. Tepelerden denize bakan, doğal güzelliğin içine kıvrılmış Kuzey Ege köyünde hayat namaz vaktini haber veren ezanla beşe bölünüyor. Yetişkinlerin dünyasında, babanın oğlu her daim otoritesi, gücü ve maneviyatıyla ezdiği feodal yapı içinde çocuklar alabildiğine tutsak ve alabildiğine özgür yaşıyor. Evdeki tutsaklığı tepelerde, kayalıklarda, çalılıklarda buldukları özgürlükle gideriyor. Onlar büyüme sancıları çekerken evlenip çoluk çocuğa karıştıkları halde hâlâ babalarının güdümünde olan yetişkinler içinse daracık köy sokaklarında, meyve bahçelerinde kaçacak yer yok. Reha Erdem söze fazla yer vermeden, oyunculuğu ve diyalogları asgari düzeyde tutarak, simgelerle yüklü görüntüleriyle öykü anlatıyor. Söylenenden çok görülende, somut gerçeklikten çok hissedilende var olan sinema anlayışıyla büyüleyici bir sonuç elde ediyor. Alin Taşçıyan