Araba Camı Yıkayıcılarının Öyküsü

La Ballata dei Lavavetri

Konu

Peter Del Monte “Tuhaf bir şehirde yabancı olmanın anlamı üzerine bir meditasyon”a dalmış. Film, Roma’ya gelen Polonyalı bir aile üzerine. Bir rahibin önderliğinde otobüsle Papa’yı ziyaret etmek üzere yola çıkan Polonyalı grubun ülkelerine bir daha geri dönmeyi düşünmediği anlaşılınca, rahip ortak bir duanın ardından onları Roma eteklerinde bırakıyor. Janusz ve ailesinin ise bir güvenceleri var: Şehre yerleşmiş bir akraba. Aile reisi Janusz, sevgilisi Helena, bu sevgiliye tutkun olan alkolik kardeşi Ryzmunt, yakışıklı ve asık suratlı oğlu Rafal ile iyi niyetli melek yüzlü kızı Justyna çok geçmeden (bütün göçmenler gibi) umduklarını bulamayacaklarını anlıyorlar. Kanada vizesi beklentisi boş bir hayaldir, akrabaları üçkâğıtçıdır, “batı gerçeği” hazmedilir cinsten değildir. Onlara sunulan, trafik ışıklarında arabalar durunca el çabukluğuyla camlarını yıkamak. Hayalkırıklığına uğrar, kendilerini aşağılanmış hisseder, ülkelerine dönme arzusuna kapılırlar. Ne yazık ki, orada onları neyin beklediği konusunda da pek hayırlı tahminleri yoktur. Peter Del Monte, yalnızlığa ve yabancılık duygusuna aşina bir yönetmen. Roberto Rossellini’nin gözetimi altında çoğu filmine mekanlık eden Roma’daki Centro Sperimentale di Cinematografia’da film yönetmenliği öğrenimi gören bu San Francisco doğumlu İtalyan, orada yalnızlıkları çakışan genç bir kızla yaşlı bir adamın hikâyesini minimalist bir üslupla anlatmıştı. Bu sefer, köprünün üstünde beliren Papa’sıyla, ikide bir ortaya çıkıp kardeşine yol gösteren çıplak ya da yarı çıplak Janusz’uyla sembolik olana çok daha yakın duruyor. Kurtuluş meselesini ömürle kısıtlamayı sevmediği anlaşılan Del Monte’nin filminde iki kahraman diğerlerinin ayakta kalamadığı şehirle başa çıkmayı beceriyor: Aziz adayı, hayali rehber destekli Ryzmunt’la iki ayağı yerde, gerçekçi ve güçlü Helena. Yönetmen gerçi biraz fazla felaket yaratma eğilimli davranmış ama, canlı vinyetlerle karakterlerinin hikayesini renklendirmeyi de başarmış. Göç etme niyetindeyseniz izlemeyin. Sevin Okyay