Anayurt Oteli

Motherland Hotel

arsvFilm_lzmWzXKwnTcXWfbSPPTgQSiSSKYTVjTR.jpeg
Konu

Türk sinemasının en çarpıcı yalnızlık, iletişimsizlik, aşksızlık, saplantı ve buhran öyküsü… Aynı zamanda da en başarılı edebiyat uyarlaması. Ömer Kavur, küçük Anadolu kasabasındaki kasvetli, hüzün dolu, babadan kalma 14 odalı otelin katibi Zebercet’i, başlangıçta kimilerine “çok rizikolu”, hatta “korkutucu” gelen bir çaba içinde, Yusuf Atılgan’ın romanından alıp, beyazperdede yeniden yaratıyor. Çok ince bir buz tabakası üzerinde olduğunu fark etmeden, herhangi bir yere gitmek ya da yere sağlam basmak gibi kaygıları olmadan, yalnızca “bekleyen” bir adamın çöküş serüveni var karşımızda. Ankara treniyle gelip otelde yalnızca bir gece kalan gizemli kadını umutsuzca bekleyen ve bu “hayal-gerçek” kadını saplantı haline getiren trajik kahraman Zebercet, giderek günlük gerçeklerden kopacak, tümüyle içine kapanacaktır. Bu süreç, aynı zamanda otelin de “içine kapanışı” anlamına gelecektir. Başlı başına bir “tekinsizlik” atmosferi oluşturulmamakla birlikte, kapalı mekân gerçekliği üstün başarıyla yaratılır filmde. Bir anlamda Stephen King-Stanley Kubrick-The Shining ilişkisi tekrarlanır ve bu kez Yusuf Atılgan-Ömer Kavur-Anayurt Oteli zinciri kurulurken, Zebercet’in oteli, otelin de Zebercet’i etkileme ve “parıldama-parlama” biçimlerine tanıklık edilir. Belki Batılı anlamda “birey”in değil, Anadolu’dan bir “insan teki”nin öyküsüdür anlatılan. Ama Ömer Kavur, alabildiğine yalın, ekonomik, hiçbir fazlalık içermeyen sinema diliyle, filmi evrensel kılmayı da başarmış, Altın Portakal’dan Nantes’a kadar kazandığı ödüllerle de bu başarısını pekiştirmiştir. Macit Koper’in büyük başarıyla canlandırdığı Zebercet’in iç dünyası ile dış dünyanın gerçekliğini, eşine az rastlanır türden bir “soluk görkem” içinde buluşturan Anayurt Oteli, baştan sona “kırılganlığın” egemen olduğu, ama her yönüyle çok sağlam bir film. Tunca Aslan