Amarcord

Amarcord

arsvFilm_UfVGqCQTzUpVPyRWQwUSYboawofhRTeh.jpg
Konu

Roma, Fellini’nin yetişkinliğini geçirdiği kenti çıkış noktası olarak alırken, Amarcord, Fellini’nin gençliğinin taşrasına, 20 yıl önce Aylaklar’da gördüğümüze benzeyen bir kasabaya geri döner. Amarcord, ön planda anlatılan Faşizmle, Roma’nın finalinde ortaya atılan soruya verilmiş nihai bir yanıt gibidir. Amarcord’da, Fellini’nin önceki FILMLERinde hissedilen iyimserliğin kaybolduğunun belirtileri vardır. Birçok Fellini filmi gibi Amarcord da hem geçmişe hem de geleceğe yönelik biçimsel ve tematik göndermelerle doludur. Film, Roma öncesi FILMLERde var olan tematik ve anlatısal bütünlüğe sahiptir. Yaratıcı olanaklardan vazgeçiş, Amarcord’u bir “olgunluk dönemi” filmi yapar. Öte yandan Fellini’nin son dönem FILMLERinde belirgin olarak gözlenen ironi ve teslimiyet yerine hüzün ve nostalji bu eğilime eşlik eder. Amarcord’daki hüzün, Miranda’nın ölümü ve cenazesi ve hatta Gradisca’nın evlilik töreni gibi final sahnelerinde daha belirginleşir. Bir nostalji veya yitiklik duygusu anlatı sürecine dahil edilir. Bu durum, özellikle filmin ilk kalabalık sahnesi olan kış cadısının yakılması ve son kalabalık sahne olan düğün töreninde açıkça görülür. Birinci olay, kasabanın merkezinde gerçekleşir ve bilinen farklılıklara karşın topluluğun enerjisini bir araya toplayan birleştirici bir eylemdir. Kışın bitişi ve baharın başlangıcı ile simgelenen güçlü bir birlik duygusu ve umut, doğayla törensel bir işbirliği gözlenir. Bütün bunlara bir de uyanık, enerjik, başına buyruk gizli kahraman yeniyetme Titta’yı eklemek gerekir. Roma, kültürel kodlar üzerindeki vurgusuyla gerçeklik ile fanteziyi birbirine yaklaştırırken Amarcord, Fellini’nin erken dönem FILMLERine geri dönüş niteliğindedir.