Alacakaranlık

Abendland

Konu

Alman yönetmen Fred Kelemen bizim için yeni bir isim. Alacakaranlık’ı izlemeye başladığınızda dikkatinizi ilk çeken şey görsel yönden çarpıcılığı oluyor, elle tutulur bir kasvete can veren görüntüler bunlar. Filmin görüntüleri, senaryo ve kurguyu da üstlenmiş olan yönetmen Kelemen’e ait. Alacakaranlık, en ucunda büyük olasılıkla yapay bir ışığın göründüğü bir işsizler kuyruğuyla başlıyor, onu dinlemeyen bir kadın görevliyi hırpalayan esas karakterimiz Anton’la tanışıyoruz. Anton, Polonya sınırındaki bu adı belirtilmeyen Alman kasabasında yaşayanların çoğu gibi işsiz ve bir çamaşırhanede çalışan Leni adlı bir sevgilisi var. Bütün kasvet, melankoli, yalnızlık ve bazen korku bir tarafa, bu onların hikâyesi. İlişkilerinde, aşkın geri çekildiği ve sona ermek üzere olduğu noktadalar. Leni geriye kalanları kurtarmaya çalışır ve aşkını itiraf etsin diye ona yalvarırken, Anton çok mesafeli. Gene de, kurtarmaya değecek bir şey var gibi. Umutsuz Nina için ise, artık aşk değil sadece bir hatıra kalmış: “Hatırlıyor musun, Paul, hani o gün az daha ağlıyordun?” Anton ve Leni bir gece, aslında ikisi de çıkmak istemedikleri halde, dışarı çıkıyorlar. İkisi de kendi yollarına gidiyor, insanlarla karşılaşıyor. Birbirini incitiyor, kendilerini incitiyor ve şafakta, ışıkla birlikte geri dönüyorlar. Fiziksel karanlığı geride bırakıyorlar ama bir önceki akşamda olduğu kadar çok şeyle yüz yüze gelmek zorundalar. 1999 Venedik Film Festivali’nde gösterilen Alacakaranlık bize kabulü biraz zor olan bir hayat biçimi ve karakterler tanıtıyor. Kırmızılı küçük çocukla sübyancıların hikâyesi korkunç ama gerçeküstü değil. Haddinden fazla gerçek, bütün kâbuslar gibi. Anton’un trende soyulduğu bölüme gelince, bunun dehşet verici (ve ilgi çekici) yanı ona saldıranların sonradan kaçmayışı, hemen yanıbaşına oturup yolculuklarını sürdürmeleri. Gene de Kelemen’in karşı karşıya gelmemizi istediği şey, bir kâbus değil. Herkesin var olduğunu bildiği ama inkâr etmeyi tercih ettiği uçurum. Çünkü, Nietzsche’nin de söylediği gibi, eğer bir uçurumun içine doğru fazlaca bakarsan, uçurum da senin içine doğru bakar. Korkmaktan korkmayanlar için, Kelemen uçurumun içine bakıyor ve bu hiçlikte bağra basılcak, hiç değilse hakkında bir şeyler anlatılacak bir şey buluyor. Sevin Okyay