2 Eylül 2010

20-26 Eylül 2010 tarihleri arasında düzenlenen Adana Altın Koza Film Festivali bu yıl Akdeniz’in barışa ve özgürlüğe hasret ülkesi Filistin’i anlatan filmlerden bir seçki sunuyor. Barışa Hasret Filistin adlı bölüm, son yıllarda, Filistinli sinemacılar tarafından anlatılan dokunaklı insan öyküleri ve başka ülkelerden duyarlı yönetmenlerin Filistin’de çektiği belgesellerden oluşuyor.

İsrail saldırısı sonrası hala dumanı tüten Gazze’den portreler sunan Ayşin – Gazze’de Hala Hayat Var (Aisheen – Still Alive in Gaza) ve dozerle ezilerek öldürülen barış eylemcisi Rachel Corrie’yi anlatan Rachel’in Türkiye’deki ilk gösterimleri Adana’da yapıldı.

Filistin’in yürekli sinemacıları Najwa Najjar, Elia Suleiman ve Rashid Masharawi de en yeni filmleriyle “Barışa Hasret” ülkenin renklerini, seslerini, aşklarını ve mizahını Adana’ya taşıdılar. Her biri uluslararası alanda önemli ödüller kazanan, Najjar’ın Nar Ağaçları (Pomegranates & Myrrh), Suleiman’ın Geride Kalan (The Time That Remains) ve Masharawi’nin Leyla’nın Doğum Günü (Laila’s Birthday) filmleri Altın Koza izleyicilerine umut ve direniş duyguları aşılıyor.

Filistin’in önemli gazetecilerinden Nasri Hajjaj’ın son belgeseli Şairin Dediği Gibi (As Poet Said) bir kuşağı şiirleriyle büyülemiş şair Mahmoud Darwish’in hayatına odaklanıyor. Darwish’in yaşadığı kentler, dostları, meslektaşları, sevenleri etrafında ilerleyen film, aynı zamanda Filistin edebiyatına da bir yolculuk. Festival sırasında filmin yönetmeni Nasri Hajjaj da Adana’ya geldi.

Lübnan sineması üzerine pek çok kitabı ve makalesi bulunan Mohammed Soueid’in 2008 tarihli belgeseli My Heart Beats Only For Her (Kalbim Sadece Onun İçin Atıyor) 1970’ler Lübnan’ında bir devrim mücahiti olan babasının izini onun defterleri ve karalamalarından yola çıkarak sürmeye çalışan bir oğulun hikâyesi. Yönetmen Soueid de Adana’ya gelerek izleyiciyle buluştu.

Kamal Aljafari, Port of Memory (Hatıralar Limanı) adlı filminde kamerayı Batı Şeria ve Gazze’de evlerinden sürülen Filistinlilerin, bir zamanların zengin liman kenti Yafa’da geçen hikâyelerine çeviriyor. Filistin sinemasının son yıllarda öne çıkan isimlerinden Aljafari de Adana’ya gelerek filminin gösterimine katıldı.

Adana’ya gelen bir başka yönetmen ise Filistinli kadın sinemacı Liana Badr. Yönemen, The Gates are Open. Sometimes! (Kapılar Bazen Açılıyor) adlı filminde, duvarlarla çevrelenmiş işgal altındaki Filistin’de, İsrail ordusunun kontrol noktalarındaki keyfi uygulamalarıyla eğitim hakları ellerinden alınan çocukları anlatıyor.

Akdenizli Bir Usta: Theo Angelopoulos

Sonsuzluk ve Bir Yönetmen

Akdeniz – Avrupa kültürünün yaşayan en önemli temsilcilerinden, Yunan sinemasının büyük ustası Theo Angelopoulos, yedi filmlik bir toplu gösterimle Adana Altın Koza Film Festivali’ne konuk oldu.

Ülkesinin cuntadan kurtulup demokrasi sınavını geçmesinde önemli bir pay sahibi olan Angelopoulos, yirminci yüzyılın hazin tarihini olağanüstü nitelikteki filmlerine aktardı. Zamanı kullanmaktaki ustalığıyla tanınan yönetmenin her biri başyapıt düzeyindeki Kitara’ya Yolculuk (1984), Arıcı (1986), Puslu Manzaralar (1988), Leyleğin Geciken Adımı (1991), Ulis’in Bakışı (1995), Sonsuzluk ve Bir Gün (1998) ve Ağlayan Çayır (2004) adlı filmlerinden oluşan seçki Angelopoulos’un da katılımıyla bu yıl Altın Koza Film Festivali’nin en önemli etkinliği olacak.

FIPRESCI Keşifleri – Eleştirmenlerin Gözünden Kaçmaz

Adana Altın Koza Film Festivali dünya çapında bir ilke imza atıyor: Dünya Film Eleştirmenleri Federasyonu – FIPRESCI, daha kariyerlerinin başındayken ödül vererek keşfettiği ve dünyaya tanıttığı bugünün usta yönetmenlerinin filmlerinden oluşan bir programı Altın Koza için hazırladı. FIPRESCI, 2010 genel kurulunda ödüllü filmlerinden oluşan programlar oluşturma kararı almıştı. Bu kararın ilk uygulandığı festival Altın Koza olacak.

Ken Loach’un üçüncü filmi Aile Hayatı (Family Life) 1971 yılında Berlinale’de, Michael Haneke’nin ikinci filmi Benny’nin Videosu (Benny’s Video) 1992 yılında Viennale’de, Bent Hamer’in ilk filmi Yumurtalar (Eggs) 1995 yılında Toronto Film Festivali’nde, Emir Kusturica’nın ilk filmi Dolly Bell’i Anımsıyor musun? (Do You Remember Dolly Bell?) 1981 Venedik Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’ne değer görülmüştü. Tanınmış ustaların yanı sıra geçtiğimiz yıl Acı Süt (The Milk of Sorrow) ile Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kazanan Perulu kadın yönetmen Claudia Llosa’nın ilk uzun metrajlı filmi Madeinusa de bu programda yer alıyor. Film, Peru’daki Amerikan / Batı dünyası etkisini, ülkenin başkenti Lima’da yapılan Miss America benzeri bir yarışma ekseninde ironik bir dille perdeye taşıyor.

Yönetmenleri dünya sinemasının ustaları arasında kabul edilen ve her biri bugün birer modern klasik sayılan bu filmler topluca Adana’da izlenebilecek.

Dünya Sineması’nın En Yeni Örnekleri

Adana Altın Koza Film Festivali, 17. yılında dünya sineması bölümüyle kıtalararası bir yolculuğa çıkarak izleyicilerini farklı ülkelere konuk olmaya davet ediyor.

Meksika Devrimi’ni kucaklayan 10 kısa filmden oluşan devrimin 100. Yılı kutlaması niteliğindeki Devrim (Revoluccion) izleyiciyi dönemin farklı yansımalarıyla buluşturuyor. Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimini yapılan filmin yönetmenleri arasında, Tahoe Gölü filmiyle geçtiğimiz yılın en başarılı yapımlarından birine imza atmış olan Fernando Eimbcke, İçimdeki Çöl ile katıldığı pek çok festivalden ödülle dönen Rodrigo Pla gibi genç yönetmenler ve Gael Garcia Bernal, Diego Luna gibi ünlü isimler de yer alıyor.

Berlin Film Festivali’nde Fipresci Ödülü’nü alan Kolombiya yapımı Oscar Ruiz Navia imzalı Yengeç Kapanı (Crab Trap), Kolombiya’nın Pasifik sahilindeki bir köyde, geçmişinden kaçmaya çalışan bir adamın yerel halkın içine karışmasıyla gelişen olayları anlatıyor.

Bölümün sürprizlerinden biri dünyaca ünlü İngiliz kadın oyuncu Samantha Morton’un ilk yönetmenlik denemesi olan Sevilmeyen (The Unloved). Steven Spielberg imzalı Azınlık Raporu filminde canlandırdığı unutulmaz karakterle hafızalara kazınan Morton, bu ilk filmiyle hem yönetmenlikte iddialı olduğunun sinyallerini veriyor hem de İngiliz hükümetinin çocuk koruma yasaları ve sosyal hizmetler kurumlarını tartışmaya açıyor.

Daniel Barber’ın yönettiği sürükleyici polisiye Harry Brown’da ünlü İngiliz oyuncu Michael Caine, sokaklarda adaleti sağlamaya çalışıyor.

2007 yılında Tüplü Televizyon (The Tube with a Hat) adlı kısa filmiyle ses getiren Radu Jude’un ilk uzun metrajlı filmi Dünyanın En Mutlu Kızı (The Happiest Girl in the World), tüketim toplumuna ve reklam çılgınlığına göndermelerle dolu.

İsviçreli yönetmen Christoph Shaub imzalı Julia’nın Kayboluşu (Julia’s Disappearance) yaşlanmak ve hangi yaşta olunursa olunsun aşkın peşinde koşmak üzerine eğlenceli bir film.

Antonio Nuic’in yönettiği Hırvatistan yapımı Eşek (Donkey), 1995 yazında, Hırvatistan’da iç savaş bitmek üzereyken karısı ve oğluyla doğduğu köye sürüklenen Boro’nun geçmişiyle yüzleşmesi ve ailesine dair yeni şeyler öğrenmesi etrafında gelişiyor.

Başta Venedik Film Festivali olmak üzere katıldığı pek çok festivalden ödülle dönen Lübnan (Lebanon) geçtiğimiz yılın en çok ses getiren filmlerinden biri oldu. İsrailli yönetmen Samuel Maoz filminde, 1982’deki Lübnan Savaşı’nda bir tankın içinde sıkışıp kalan dört genç askerin öykülerini anlatıyor.

İspanya’dan Pianosu Olmayan Kadın (Woman Without Piano) San Sebastian Film Festivali’nden Gümüş İstiridye ödülü ile dönen sıcak bir Akdeniz filmi. Madridli bir ev kadının tekdüze hayatından kaçma çabasını anlatan filmde herkes kendinden birşeyler bulabilir.

Festivalin sürprizlerinden biri de geride bıraktığımız Berlin Film Festivali’nden iki ödülle dönen Aleksei Popogrebsky imzalı Nasıl Bir Yaz Geçirdim (How I Ended This Summer). Film görüntüleriyle izleyicilerini büyülerken, Rusya’dan özlediğimiz nitelikte bir kara mizah içeriyor.

Cristian Jimenez’in yazıp yönettiği Optik Yanılsamalar (Illusionas Opticas), Güney Şili’nin küçük bir kentinde birbirinden ilginç karakterlerle komedi ile melankoliyi harmanlayan bir öykü anlatıyor. Filmin yönetmeni Adana’da festivalin konuğu olacak.

Bu yıl Berlin Film Festivali Forum Bölümü’nde gösterilen Thomas Arslan imzalı Gölgede (In the Shadows), hapisten çıktıktan sonra eski dostları ve düşmanlarıyla bir hesaplaşmaya giden ve hemen yeni bir soygun planı yapan bir adamın öyküsünü anlatırken, 1960ların Fransız kara filmlerini anımsatan tatlar içeriyor.