6 Aralık 2014

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yolculuğuna, 27 Kasım’da Rahmi Koç Müzesi Divan Çengelhan’da düzenlenen açılış kokteyli ile Ankara’da başladı. 28 Kasım – 4 Aralık tarihleri arasında, Kızılay Büyülü Fener Sineması ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılan gösterimler oldukça coşkulu geçti. Bir hafta boyunca, dünya ve Türkiye sinemasının seçkin örneklerini izleme fırsatı yakalayan başkentli sinemaseverler, yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşen galaların yanı sıra söyleşilere ve atölye çalışmalarına da katılma imkanı buldu.

Festivalin birinci gününde, Ankaralı seyircisiyle ilk kez buluşan Neden Tarkovski Olamıyorum filminin yönetmeni Murat Düzgünoğlu, gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtladı. Filmde, kendi yaşadıklarından ve deneyimlerinden izler bulunduğunu ifade eden Düzgünoğlu, seyircilerden gelen bir soru üzerine; “Tarkovski olmaya çalışmanın kendisi abesle iştigal aslında. Sanat biraz taklitle başlıyor, örnek aldığınız birileri oluyor. Bu taklit etme çabası bir yere kadar anlaşılabilir fakat insanın önce kendisine, kendi benliğine dönüp bakması gerekiyor” şeklinde konuştu. Söyleşinin ardından, Ankara seyircisinin ne kadar dikkatli izleyiciler olduğunu vurgulayan Düzgünoğlu, Gezici Festival’in kendisine eski İstanbul Sinema Günleri’ni hatırlattığını ve bu ruhu çok değerli bulduğunu söyledi. Yönetmen olmaya sinema günleriyle karar verdiğini ifade eden Düzgünoğlu, “Gezici Festival’de de o ruhu hissettim” dedi.

Festivalin ikinci gününde gösterimi yapılan Ben O Değilim filminin yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu ve başrol oyuncusu Ercan Kesal, başkent seyircisiyle buluştu. Filmlerinde neden hep kaybeden erkeklere ve yalnızlığa odaklandığının sorulması üzerine konuşan Pirselimoğlu; bir yere gelmiş, daha öteye geçemeyen, bunun ızdırabını çeken, zayıf erkeklerin hikayelerine yer verdiğini ve bu karakterlerin ancak bir kadına tutunarak hayatta kalmaya çaba gösterdiğini söyledi. Günlük hayatın içinde de erkek kadın ilişkilerinin aşağı yukarı bu şekilde yürüdüğünü düşündüğünü söyleyen Pirselimoğlu, bunun sınıfsal olmadığını, genel olarak erkek zayıflığı denilebileceğini belirtti. Gezici Festival’in gediklilerinden biri olduğunu ifade eden Pirselimoğlu, “Festival gezdikçe ben de geziyorum. Kendimi bu festivalin bir parçası hissediyorum, en keyifle katıldığım festivallerden biri” diye konuştu. Ankara seyircisinin özel bir seyirci olduğunu da vurgulayan yönetmen, izleyiciyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiklerini söyledi. Her set deneyiminin kendisi için bir macera olduğunu anlatan Ercan Kesal ise üniversite yıllarını Ankara’da geçirdiğini, Ankaralıların ne kadar ciddi ve güçlü bir beğeni duygusuna sahip olduklarını iyi bildiğini ifade etti. Gezici Festival’in çok kıymetli bir iş yaptığını ve Ankara’da olmaktan mutluluk duyduğunu belirten Kesal; “Ben O Değilim, oyunculuk açısından şimdiye kadar kendimi en iyi hissettiğim film. Senaryosu, bugüne kadar okuduğum en iyi senaryolardan biri. Tayfun ile birlikte bir işin içinde olmak insana çok şey kazandırıyor” dedi.

Güncel sanat alanının önemli isimlerinden CANAN’ın, 28 Kasım’da Galeri Siyah Beyaz’da açılan ve 10 Aralık’a kadar sürecek olan “Yalvarırım Bana Aşktan Söz Etme” adlı sergi açılışının ardından, “Uyandıran Masallar: CANAN” bölümünde yer alan video çalışmaları da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde festival izleyicisiyle buluştu. Gösterimden sonra, Galeri Siyah Beyaz’da akademisyen Tuğba Taş’ın moderatörlüğünde gerçekleşen CANAN söyleşisinde ise farklı disiplinlerle çalışmayı sevdiğini söyleyen CANAN, ‘kişisel olan politiktir’ düşüncesine inandığını ve bu nedenle çalışmalarında kişisel hikayelerden yola çıktığını belirtti. Çalışmalarında en iyi tanıdığı bedeni, yani kendi bedenini kullandığını da ekleyen sanatçı, festival kapsamında gösterilen videoların ortak niteliğinin masalsı anlatım dili kullanmaları olduğunu vurguladı. “Yalvarırım Bana Aşktan Söz Etme” sergisinin hikayesini de anlatan CANAN, “İnternette ‘Kadersizler Triosu’ isimli bir makaleye rastladım. 1970’lerdeki seks filmleri furyasında, erkeklerin birçoğunun cinselliği öğrendiği kadınlar hakkındaydı. Makalede; Mine Mutlu’nun kanserden öldüğünden, Feri Cansel’in nişanlısı tarafından öldürüldüğünden ve Seher Şeniz’in bir intihar mektubu bırakarak intihar ettiğinden bahsediyordu. ‘Kadersizler Triosu’ tanımlaması beni çok rahatsız etti, çünkü bu onların kaderi değildi. Çok etkilendim ve bu kişisel hikayeden yola çıkarak, bu kadınların hayat hikayesi üzerine bir söz söyleme ihtiyacı hissettim” diye konuştu.

Festival kapsamında Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gösterimi yapılan; ‘Çocuk Filmleri’, ‘Kısa İyidir’, ’20 Yılın En İyi Kısaları’ ve Tuncel Kurtiz’in yönettiği belgesel E5 Ölüm Yolu da sinemaseverlerden büyük ilgi gördü. Her yıl çocuklara yönelik bir canlandırma atölyesi düzenleyen Gezici Festival, bu yıl Altındağ Belediyesi Yıldıztepe Gençlik Merkezi’nde, Mert Aslan ve Burak Kaleli tarafından yürütülen bir atölye gerçekleştirdi. Çocuklar, beş günlük çalışma sonucunda bir animasyon filmi üretmenin mutluluğunu yaşadı. Festivalin bu yılki sürprizlerinden ‘Müzede Bir Gün’ bölümünde gösterilen National Gallery ve Ziyaret Saatleri ile ‘Dünya Sineması’ bölümünde yer alan Kültür Katedralleri filmlerine izleyicinin ilgisi büyük oldu.

Yazar Murathan Mungan’ın seçkisi de ‘Gerçeğe Açılan Üç Kapı’ bölümünde Ankaralı sinemaseverlerle buluştu. 30 Kasım Pazar günü, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılan Murathan Mungan söyleşisi ise yoğun bir katılımla gerçekleşti. Festivalin Program Danışmanı Ahmet Gürata’nın açılış konuşmasının ardından, Mungan söz aldı. Söyleşinin ilk bölümünde, Cinayeti Gördüm (Blow Up), Konuşma (The Conversation) ve Rashomon filmlerini neden tercih ettiğini anlatan Mungan, seçimlerinin altında yatan kişisel ve güncel sebepleri aktardı. Mungan seçimlerindeki kişisel nedeni; “Benim insan olarak, hakikat ve gerçekle olan derdim. Gerçeklikle, hakikatle ilgili meseleleri, neredeyse saplantılı biçimde gündelik yaşamımın önemli bir yerine koyuyorum. Bu meselelerle alakalı filmler, sanat eserleri her zaman fazladan ilgimi çeker” şeklinde aktardı. Çağımızda gerçekliğin, hakikatin yeniden yapılandırılabilir bir şey haline geldiğini de vurgulayan Mungan; “Teknolojinin gelişmesi, ses kayıtları, görsel aletler, sosyal medya ve internet dünyasıyla artık gerçeklik ve hakikat kavramları, uçucu ve elden kayıp giden bir hale geldi. Şüphenin, kuşkunun, soru sormanın, sorgulamanın giderek önem kaybına uğradığı, başka tür bir kitlenme çağı başladı. O nedenle bunların, bu zemin üzerinde tekrar tekrar konuşulması çok daha önemli bir hale geldi. Bu filmlerin tartıştıkları da benim için ayrı bir önem kazandı” diye konuştu. Yazar, ikinci bölümde ise bu üç film arasında kurduğu bağlantılardan ve tematik ortaklıklardan söz etti.

Festivalin dördüncü gününde gösterilen Toz Ruhu’nun ardından, yönetmen Nesimi Yetik ile senarist ve yapımcı Betül Esener izleyicilerle buluştu. Gelen bir soru üzerine, filmdeki karakterin çıkış hikayesini anlatan Yetik, “Filmde gördüğünüz, esinlendiğimiz karakter bizim komşumuzdu. 2008’de Betül ile birlikte Ankara’da yaşıyorduk. İstanbul’a film çekmek için taşındık ve taşındığımız apartmanda, tam karşı komşumuz olan bu adamla karşılaştık. Onu iki yıl boyunca gözlemledik. Aynı filmdeki karakter gibi gömlekleri, belinde radyosu ve arabesk kasetleri vardı. Biz hayatın sıkıntılarıyla boğuşuyorduk ama o çok mutluydu. Bizim kıskandığımız bir şey vardı aslında. Adam gündelikçi, temizliğe gidiyor, gece 24:00’te işten geliyor, radyosunu çalıyor, çok mutlu ve neşeli. Betül’den bu adamı film yapalım fikri geldi. Önce onunla ilgili bir kısa film yaptık ve bu filmin senaryosunu yazmaya başladık. O adamın mutluluğunun kaynağını hala çözebilmiş değiliz” diye konuştu.
2006 yılında 12’nci Gezici Festival’de başlayan hikayesini de anlatan Yetik, “Kısa filmim Annem Sinema Öğreniyor, aynı salonda kısa film seçkisindeydi ve izleyici ödülü almıştı. Şimdi sekiz yıl sonra, festivalin 20’nci yılına uzun filmimle konuk oldum. Filmin yine burada aynı salonda gösterilmesi, Ankara’daki ilk gösteriminin burada olması beni çok mutlu etti. İlgi büyüktü” dedi. Senarist ve yapımcı Esener de; “Son dönemde sanatla ilgili yaşanan baskılar ortada. Sinema yapmaktan, sanat yapmaktan vazgeçmemek gerekiyor. Bizim seyirciyle buluşma olanağımız festivaller aracılığıyla oluyor. Vizyon olanağımız çok kısıtlı. Çok az salon bulabiliyoruz. Festivaller olmasa birçok şehre gidemeyeceğiz, seyirciyle buluşamayacağız. Gezici Festival sayesinde, Eskişehir ve Sinop’a da gideceğiz. Seyirciyle bire bir ilişki kurmak çok güzel” diye konuştu.

Festival kapsamında seyircisiyle buluşan Balık filminin yönetmeni Derviş Zaim, izleyicilerin sorularını yanıtladı. ‘Türkiye’de üretilen sinemada kendinizi nereye, nasıl konumlandırıyorsunuz?’ sorusuna; “Esas soru, bu görüntü bombardımanın olduğu çağda, ana akım sinemayla nasıl mücadele edebilirsiniz? Bunun için iki yol var. Biri minimalizm. Türk sanat sineması bunu yapıyor. İkincisi ise yapıyla oynamak, işte bunu yapmıyorlar. Ben naçizane zarımı yapıyla oynamak konusunda atıyorum. Aynı zamanda, gelenekten daha farklı nasıl beslenebilirim sorusunu da kendime soruyorum. Geleneğin bana sunduğu yapılarla, günümüz içeriğini ve bizim için hayati olan içeriği nasıl bir araya getirebilirim ve ayakları yere basan bir sinema oluşturabilirim gibi bir meselenin peşindeyim. Bunun alıcısı var mıdır, ayrı bir konu. Bundan sonra, minimalizme doğru giden filmlerim de olabilir elbette. Melez yapılar deneyebilirim ama şu anda ortalıkta yüzdüğüm, dolaştığım sular anti-yapı ve yeni yapı arayışı. Bir başka deyişle, tarihin ve kültürün gerillası olmaya gayret ediyorum” diye cevap verdi. Gezici Festival’in, özellikle sistemleşme, kurumlaşma bağlamında sorunların yaşandığı bir ülkede 20 sene gibi uzun bir zamandır var olduğunun altını çizen Zaim, “Bu konudaki çabalar için herkese teşekkür etmek lazım, iyi ki varlar. Burada olmaktan dolayı çok mutluyum” diye konuştu.

Festivalin bu yılki özel bölümlerinden ‘Osmanlı’dan Manzaralar’ ise Osmanlı topraklarında, farklı sinemacılar tarafından çekilen ve çeşitli arşivlerde bulunan filmleri sinemaseverlerle buluşturdu. Amsterdam’daki Eye Film Institute’tan küratör Elif Rongen Kaynakçı’nın derlediği filmler, canlı müzik eşliğinde gösterildi. Filmleri gün yüzüne çıkaran ekipten Kaynakçı ve İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Nezih Erdoğan da gösterimler sırasında izleyicilere bilgi verdi. Gösterimde, Osmanlı’nın son yıllarına ve savaş dönemlerine ait görüntüleri seyretme imkanı bulan seyirciler, İstanbul ve İzmir’e dair turist rehberi niteliğindeki manzara görüntülerini de beğeniyle izledi. Sinemaseverler, Gezici Festival ve EYE Film Institute işbirliği ile Ankara Üniversitesi Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi Salonu’nda gerçekleşen ‘Arşiv Görüntüleri Okuma Atölyesi’ne de katılma imkanı buldu. Atölyede, Elif Rongen Kaynakçı, ‘görüntüleri nasıl anlamlandırıyoruz, bu görüntüler yeniden nasıl kurgulanıyor, arşiv görüntüleri nasıl kullanılır ve arşiv görüntüleri arasındaki bağ nasıl kurulur?’ konularında seyircileri bilgilendirdi.

Ankara gösterimleri devam ederken, Eskişehirli izleyicileriyle buluşan Gezici Festival, 5 Aralık’ta Sinop’a doğru yola çıkacak. Sinop Halk Eğitim Merkezi’nde seyircisiyle buluşacak festival, 8 Aralık’ta yolculuğunu tamamlayacak.